<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Nikbinlik Gazetesi &#187; MAKALE</title>
	<atom:link href="http://nikbinlik.com/wp/category/yorum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://nikbinlik.com/wp</link>
	<description>Bodrum'un Haber ve Düşün Portalı</description>
	<pubDate>Sun, 04 Jan 2009 15:33:20 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Küba Devrimi 50 yaşında!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2009/01/02/kuba-devrimi-50-yasinda/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2009/01/02/kuba-devrimi-50-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jan 2009 15:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ENTERNASYONAL]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=780</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en kuvvetli emperyalist canavarı olan ABD’nin yanı başında, 1959’un 1 Ocak’ında gerçekleştirilen Küba Sosyalist Devrimi yapılalı yarım asır oldu. Che Guevara, Fidel Castro, Raul Castro, Camilo Cienfuegos gibi büyük komutanların önderliğinde gerçekleştirilen Küba Devrimi’nin 50. yılını kutluyoruz.
Küba Halkı, Küba Komünist Partisi’nin önderliğinde 50 yıllık bağımsızlık ve sosyalizm yürüyüşünü sürdürüyor. Bu 50 yıllık yürüyüş bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border: 4px solid black; float: left; margin: 4px;" src="http://nikbinlik.files.wordpress.com/2009/01/kuba-devrimi-50-yaskutlamasi.jpg" alt="" width="350" height="247" /><span>Dünyanın en kuvvetli emperyalist canavarı olan ABD’nin yanı başında, 1959’un 1 Ocak’ında gerçekleştirilen Küba Sosyalist Devrimi yapılalı yarım asır oldu. Che Guevara, Fidel Castro, Raul Castro, Camilo Cienfuegos gibi büyük komutanların önderliğinde gerçekleştirilen Küba Devrimi’nin 50. yılını kutluyoruz.</p>
<p>Küba Halkı, Küba Komünist Partisi’nin önderliğinde 50 yıllık bağımsızlık ve sosyalizm yürüyüşünü sürdürüyor. Bu 50 yıllık yürüyüş bütün bağımlı, yarı sömürge ve sömürge halkların kurtuluş yolunu aydınlatan bir meşale oldu. Kanlı Batista diktatörlüğünün 1 Ocak 1959’da yıkılmasıyla özgürleşen Küba halkı, devrimlerini yaptıkları günden bugüne birçok zorluğu elbirliği ile aşmasını da bildi.</p>
<p><strong>Yaşasın işçilerin birliği ve halkların kardeşliği!</strong><br />
</span></p>
<p><span>Küba Devrimi emperyalist-kapitalistler tarafından güllerle karşılanmadı elbette. Küba halkı ilk önce emperyalistlerin düzenlediği karşı devrim tezgâhlarını bozdu. Küba’da işçi iktidarı hem karşı devrimi bozguna uğratarak hem de sosyal adaleti sağlayacak reformlarla giderek sağlamlaştırıldı. Küba halkı ve gençliği bu aşamada yanlarında her zaman dünya işçi sınıfını, Sovyetler Birliği’ni buldu. Küba, tam bir proletarya enternasyonalizmi, sömürülen halklar dayanışması örneği haline geldi.</p>
<p>Küba Devrimi, kendisini ayakta tutan etkenlerden biri olan uluslararası dayanışmaya hakkınca karşılık verdi. Yeri geldi sömürgecilere karşı savaşan halkların yardımına askeri gücüyle koştu. Yeri geldi ekonomik destekler sağladı. Yeri geldi sömürülen ülkelerin yetişmiş eleman ihtiyacını kendi yurttaşlarıyla gidermeye çalıştı. Yeri geldi yoksul ülke halklarının gençliğini kendi ülkesinin eğitim olanaklarından yararlandırdı… Bugün hâlâ binlerce Kübalı doktor, öğretmen dünya halkalarının yardımına koşuyor ve hâlâ Küba üniversitelerinde sömürge halkların gençleri eğitim görüyor.</p>
<p><strong>“Gerçekçi ol, imkânsızı iste!”</strong><br />
</span></p>
<p><span>Küba, Batista rejiminden kalan bir sürü engeli aşmak için canla başla çalıştı. Eğitimsizlikle karanlığa itilen Küba halkı ve gençliği sosyalist devrimin eğitim kampanyası ile aydınlandı. Artık Küba halkının tamamı okur yazar. Küba, nüfusuna oranla en çok üniversite mezunu olan ülkelerden biri. Öğretmen sayısı bakımından da durum aynı. Sağlık, Kübalılar için artık bir sorun olmaktan çıktı. Küba dünyadaki en gelişkin sağlık sistemlerinden birine sahip. Üstelik Kübalılar sağlık sisteminden faydalanmak için her hangi bir bedel ödemek zorunda değiller. İşsizlik Kübalılar için artık bir sorun değil. Emeklilik her Kübalı için doğal bir hak. Küba’da insanlar çocukluğunda da, gençliğinde de, yetişkinliğinde de, yaşlılığında da sosyal güvenlik sisteminin içinde.</p>
<p>Küba bütün bunları kapitalistlerin ağır bir uluslararası ambargosu altında, imkânsızlıklar içerisinde gerçekleştirdi. Bir dönem Sovyetler Birliği’nin eşsiz katkıları sayesinde ekonomik olarak önemli bir rahatlama sağlayabilen Küba, Sovyetlerin yıkılması ve komünistlerin dünya çapında zayıf düşmesi sonucunda zor günler yaşadı. Sosyalizm yürüyüşü için bazı riskli adımlar atarak dayanmaya çalıştı. Ama bütün bu dönem boyunca dünya halklarıyla dayanışmasını sürdüren Küba, bugün Latin Amerika’daki anti-emperyalist dalganın yaratılmasında oldukça önemli roller üstlendi.</p>
<p>Özellikle Venezüella’da somutlanan Latin Amerika’daki değişim aynı zamanda Küba’nın da katkısıyla gerçekleşiyor. Küba Devrimi, anti-emperyalist ve yüzünü sosyalizme dönmüş Latin Amerika ülkeleriyle yeni dayanışma olanakları yaratıyor.</p>
<p><strong>Küba Sosyalist Devrimi’nin 50. yılını selamlıyoruz</strong></span></p>
<p><span>Küba halkı 50 yıldır emperyalizme inat bağımsızlığın; kapitalizmin sömürüsüne, bireyciliğine, ırkçılığına inat kardeşliğin, birlik ve dayanışmanın, eşitliğin, halkların kardeşliğinin sembollerinden biri olmaya devam ediyor. Kübalı komünistler, işçi sınıfı ve Küba’nın emekçi halkı, Küba gençliği henüz hayallerindeki ülkeyi kuramadılar. Daha yolları uzun. Ama 50 yıllık devrim yürüyüşü Küba halkının en ulaşılmaz denilen hedeflere ulaşabileceğinin bir kanıtı. 50. yılında Küba halkı ve gençliğiyle dayanışmamızı bir kez daha yineliyoruz.</p>
<p><strong>Yaşasın Küba Devrimi!<br />
Yaşasın devrim ve sosyalizm!<br />
Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2009/01/02/kuba-devrimi-50-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>30 yıldır kanayan yara: Maraş Katliamı</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/24/30-yildir-kanayan-yara-maras-katliami/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/24/30-yildir-kanayan-yara-maras-katliami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 17:19:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=757</guid>
		<description><![CDATA[Tarih bilincimiz Maraş’ta bundan 30 yıl önce tertiplenen faşist katliamı acı ve öfkeyle hatırlayacak.
Türkiye Burjuvazisi; ilericileri, sosyalistleri sindirmek için tüm faşizan yöntemleri kullandı. Çok kültürlü toplumumuzu birbirine düşman etmek için elinden geleni yaptı. Aynı topraktan yiyen, aynı gökyüzünden soluyan Anadolu halklarına Türk-Sünni-Hanefi anlayışını dayattı. Türk-İslam sentezini resmi din olarak pompalayan egemenler kendisinden olmayanlara karşı katliamlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-756" style="float: left; border: 4px solid black; margin-top: 4px; margin-bottom: 4px; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="maras-katliami" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/12/maras-katliami.jpg" alt="" width="300" height="285" /><span>Tarih bilincimiz Maraş’ta bundan 30 yıl önce tertiplenen faşist katliamı acı ve öfkeyle hatırlayacak.</p>
<p>Türkiye Burjuvazisi; ilericileri, sosyalistleri sindirmek için tüm faşizan yöntemleri kullandı. Çok kültürlü toplumumuzu birbirine düşman etmek için elinden geleni yaptı. Aynı topraktan yiyen, aynı gökyüzünden soluyan Anadolu halklarına Türk-Sünni-Hanefi anlayışını dayattı. Türk-İslam sentezini resmi din olarak pompalayan egemenler kendisinden olmayanlara karşı katliamlar düzenledi. 19 Aralık gecesi başlatılan ve 26 Aralık&#8217;ta biten katliamlar dizisi Maraş&#8217;taki Alevileri ve ilericilere yöneltilmiş ve yüzlerce insan katledilmiştir.</p>
<p><strong>Darbe koşullarını sağlamak için ülkenin her bölgesinde faşist provakasyonlar</strong><br />
</span></p>
<p><span>Burjuvazi, 12 Eylül faşist darbesine giden yolu ilericilere, devrimcilere, işçi, köylü, emekçi halkımıza karşı silahlı provakosyonlarla döşemiş, okullarda ilerici, devrimci, sosyalist öğrencilere karşı saldırıları artırmıştır. 1970&#8242;li yıllardan adım adım örülen provakasyonlar ağının bir parçası olan Maraş Katliamı, bu katliamı gerçekleştirenlerin hala aramızdan dolaşmalarından ötürü de hafızalarımızdaki sıcaklığını korumaktadır.</p>
<p><strong>Olaylar ÜGD&#8217;li faşistlerin dinamitli saldırısı ile başladı</strong><br />
</span></p>
<p><span>Katliam planlamasına göre bölgeye çevre illerden ve büyük kentlerden de faşistler getirilecek ve halk kışkırtılacaktı. Maraş bölgesindeki fabrika patronlarının, büyük çiftlik sahiplerinin ve MHP&#8217;lilerin bulunduğu toplantıda yapılacak katliamın ana hatları çizilmiş ve uygulanması için ilk olarak dinamitli bir saldırı yapılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Halk düşmanı MHP&#8217;lilerin faşist beslemelerin toplandığı Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) üyeleri, 19 Aralık&#8217;ta kentteki Çiçek Sineması&#8217;na, “Güneş Ne Zaman Doğacak” isimli filmin gösteriminde dinamit attı. Patlamanın sorumlusunu &#8220;Alevi-komünistler&#8221; olduğu yayılarak milliyetçiler kışkırtıldı.</p>
<p>(Dinamiti atan Ökkeş Kenger, sonradan ismini Ökkeş Şendiller olarak değiştirerek TBMM&#8217;de milletvekilliği yapmıştır. BBP&#8217;nin kurucularındandır.)</p>
<p>Türkoğlu ilçesinden gelen bir grup faşist militan &#8220;Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın&#8221; ve &#8220;Müslüman Türkiye&#8221; sloganlarıyla CHP il binasına saldırıya geçti ve bölgedeki Alevilerin ve ilericilerin dükkânlarına saldırmaya başladı.</p>
<p>20 Aralık günü çoğunlukla Alevilerin uğrak yeri olan Akın Kıraathanesi bombalandı. 21 Aralık&#8217;ta TÖB-DER&#8217;li Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu sokak ortasında vuruldu. Olaylar giderek tırmanmaya başlamıştı. 22 Aralık günü öldürülen eğitim emekçilerinin için kılınan cenaze namazına saldıran MHP ve ÜGD&#8217;liler, taşlarla sopalarla cenaze namazını &#8220;Komünistlerin ve Alevilerin cenaze namazı kılınmaz&#8221; diyerek bastılar. Sonra Alevilerin ve sosyalistlerin mekânlarına saldırılar devam etti. Faşistler Alevilerin ve solcuların silahlandığı yalanını yayarak Sünni halka silah dağıttı. Ülkemizde yapılan tüm katliamlarda olduğu gibi, CHP olan biteni seyretmekle yetindi. 23 Aralık&#8217;ta Yörükselim Mahallesi faşistler tarafından ablukaya alındı ve insanlar evlerinden zorla çıkartılarak kapıları önünde katledildi. Genç kızlar, nineler, dedeler hatta bir hamile kadın dahi evinin önünde katlediliyordu. Birçok kadına tecavüz edilmişti. Resmi rakamlar 111 kişinin öldüğünü söylüyordu. Yine resmi açıklamalara göre aralarında CHP, TİP, TÖB-DER, POL-DER binalarının ve Sağlık Müdürlüğü&#8217;nün bulunduğu 210 ev ve 70 işyeri yakılıp yıkılmıştı. Kuşkusuz gerçekleştirilen katliam bunun kat ve kat üstündeydi. 24 Aralık&#8217;ta sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine rağmen olaylar devam etti.</p>
<p>26 Aralık 1978 13 ilde (Adana, Ankara, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, Kars, Malatya, Maraş, Sivas, Şanlıurfa) sıkıyönetim ilan edildi. Egemenler bu katliamla çok istedikleri sıkıyönetimi ilan ettirtebilmişlerdi. Maraş Katliamı egemenlerin kirli iktidarını ne pahasına sürdürdüğünün en açık kanıtlarından biri olarak tarihe geçti.</p>
<p>Katliamdan sonra Adana Sıkıyönetim Mahkemesi&#8217;nde açılan sava 1996&#8242;da zamanaşımına uğrayarak kapanmıştır. Burjuvazi faşistleri kendi yasalarıyla aklamıştır.</p>
<p><strong>Halkımız aklamadı!</strong><br />
</span></p>
<p><span>Bu katliamı gerçekleştirenler egemenlerdir. Hala dönemsel olarak çeşitli provakasyonlar yaratarak tüm emekçi halkımızın içine nifak sokmak için çabalıyorlar. Ama devrimci bilincimiz ve tecrübelerimiz bu yaşananları unutmadı ve unutmayacak. 1978 yılının Aralık ayında MHP&#8217;nin halka uyguladığı bu zulme karşı Maraş&#8217;ta körüklenen direnişin ateşi yanmaya devam ediyor. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/24/30-yildir-kanayan-yara-maras-katliami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bodrum Büyükşehir değil, önce Belediye olabilsin!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/20/bodrum-buyuksehir-degil-once-belediye-olabilsin/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/20/bodrum-buyuksehir-degil-once-belediye-olabilsin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Dec 2008 12:59:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=747</guid>
		<description><![CDATA[Bodrum’da son yıllarına doğal ve çevre güzelliği olan alanların belirli sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi ve kanunlara uymayan yöntemlerle yapılan imarlar, kıyılarda koşullanan balık çiftlikleri, sahillerin ranta açılması gibi birçok “cinayet” işlenmiştir. Ve bu cinayetlere kamu kuruluşları sessiz kalmıştır.
Bodrum belki gündeme ancak gelen 2006′da ‘Beyaz Evler Operasyonu’yla çalkalanmıştı. Yarımadada üç belediyede eşzamanlı operasyon yapılmıştır. ‘Rüşvet karşılığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" style="border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px; float: left; margin-top: 4px; margin-bottom: 4px;" src="http://nikbinlik.wordpress.com/files/2008/12/bodrum-talan.jpg" alt="" width="434" height="300" />Bodrum’da son yıllarına doğal ve çevre güzelliği olan alanların belirli sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi ve kanunlara uymayan yöntemlerle yapılan imarlar, kıyılarda koşullanan balık çiftlikleri, sahillerin ranta açılması gibi birçok “cinayet” işlenmiştir. Ve bu cinayetlere kamu kuruluşları sessiz kalmıştır.</p>
<p>Bodrum belki gündeme ancak gelen 2006′da ‘Beyaz Evler Operasyonu’yla çalkalanmıştı. Yarımadada üç belediyede eşzamanlı operasyon yapılmıştır. ‘Rüşvet karşılığı kaçak ve imar planına aykırı yapılaşmaya izin vermek’ le suçlanan 145 kişi tutuklanmıştır.</p>
<p>Diamond kaçak oteli Halikarnas kıyısına dikilmiştir. Diamond kaçak oteli (8 katlıdır) bir anda “resmi” statüye kavuşturulmuştur. (Hala mahkemesi sürmektedir.)</p>
<p>Bodrum’da birçok yakılan yer ranta ve imara açılmıştır. Bodrum Gümbet’te bir otel patronu “manzarayı örtüyor” diye asırlık okaliptüsleri keyfi bir yöntemle kesmiştir.</p>
<p>Bodrum’un antik surları ve kaya mezarları olan sit alanları, bir anda sit alanı statüsünden çıkarılıp alışveriş merkezlerinin insafına bırakılmıştır. Birçok otel ve restoran plajları çevirerek işgal etmiş ve bu uygulama hala birçok yerde devam etmektedir.</p>
<p>Yakılan ormanlara ağaçlandırılma yapılmadığı gibi birçok bölgede üzerlerine otel dikilmekte ve hatta patronların kâr hırsı yüzünden gözleri doymamış olsa gerek ki, denize dolgu yapılmaktadır. Kıyılar balık çiftliklerine yasal olmayan şekillerde açılıp kirletilmektedir. Birçok otel tuvalet pisliklerini denize akıtmaktadır.</p>
<p>Bodrum&#8217;da Bodrumluların yaşamına yönelik yerleşim planları değil, turizm sektörünün ve turizm patronlarının keyfine göre yerleşim planları türemiş ve Bodrum Belediyesi bu duruma seyirci kalmış ve hatta yukarıda belirttiğimiz gibi kaçak otel ve inşaatlara izin vermiştir.</p>
<p>Bodrum Yarımadası on yıllardır susuzluk problemi çekmektedir. Ve bu sorun hala net olarak aşılabilmiş değil. Dönemsel olarak geliştirilen bu projeler hala yeterli olmadığı gibi, her sene etkisini gösteren Küresel Isınma karşısında Bodrumlular su sorununun daha da arttığını görmekteler. Bazı bölgelere hala tazyiki düşük su verilmektedir. Hatta geçen sene bu dönemlerde Turgutreis ve Bodrum merkezinden susuzluk yüzünden haftanın belirli günlerinde su kesimleri yapılmıştı.</p>
<p>Bodrum gibi denize kıyısı olan ve etrafında bir çok tepelik bulunan bir coğrafyada her yağmur yağışında hala küçük ve büyük çaplı sel yaşanması devam ediyor. Alt yapı sorunlarına ilişkin çalışmalar belirli sokaklar hariç Bodrum&#8217;un bütününü kapsayacak bir şekilde düşünülmemiştir.</p>
<p>Bodrum&#8217;da gençlerin ücretsiz ve nitelikli spor alanları yoktur.  Bodrum&#8217;da sadece 3 aylık bir turizm sezonuna odaklanan özel işletmelerde çalışan Bodrum&#8217;un genç işçileri gelecek kaygısı yaşamakta ve bir çok yerde sosyal güvence olmadan çalışmaktadır.</p>
<p><strong>Büyükşehir Belediyesi olmadan önce Belediye olabilmek!</strong></p>
<p>Yukarıda saydığımız sorunlar sadece buzdağı&#8217;nın görünen yüzüdür. Bodrum Belediyesi&#8217;nin CHP&#8217;li Başkanı Mazlum Ağan süreci Bodrum&#8217;u her dakika geriye götürmüş ve Bodrum&#8217;u salt turizm adına bir tüketim merkezi haline getirmiştir. Bodrum üretmeyen, meyve sebze üretim alanları, tarlaları, zeytinlikleri otelllere ve ranta açılan, sadece turizm sektörüne para kazandıran bir taşra kasabasına dönüştürülmüştür.  Bodrum her defasında kapitalizmin yerel yöntemlerini kullanarak &#8220;muasır medeniyetler seviyesine yükseltilmiş bir kent&#8221; olarak pazarlanmaktadır. Halbuki Bodrum seks, uyuşturucu ve sadece gece hayatıyla her geçen gün çürümektedir.  <img class="alignright" style="border: 4px solid black; margin: 2px 5px; float: right;" src="http://nikbinlik.files.wordpress.com/2008/12/mazlum-agan.jpg" alt="" width="350" height="302" /></p>
<p>17 Aralık&#8217;ta bir açıklama yapan Bodrum Belediyesi Başkanı Mazlum Ağan Bodrum Belediyesi&#8217;nin Büyükşehir Belediyesi statüsüne yükseltilmesi gerektiğini ve böylece tüm sorunların çözülmeye başlayacağını buyurmuş. Ne kadar kolay değil mi? Açıklamasında Bodrum&#8217;daki yapı ve imar sorunlarının belediye eflasyonu yüzünden olduğunu, merkezden bir yönetimim tüm sorunları çözeceğini belitmiş. Bu tabi tartışılması gereken bir konudur fakat Bodrum merkezinde vasat bir belediyecilik anlayışına sahip Bodrum Belediyesi&#8217;nin öncelikli sorunu kendisidir. Sorunları Büyükşehir olmadığımıza bağlayarak halının altına itilmesi ve sorumluluktan kaçınılması bu durumu daha da komikleştirmektedir.</p>
<p>Bodrum Belediyesi ve ülke genelinde AKP, CHP, MHP, DP, DSP gibi burjuvazi partilerinin belediyecilik anlayışlarının Türkiye&#8217;de ne büyük zararlar verdiğini görmekteyiz. Daha belediye olamamış ve Bodrum&#8217;u her geçen gün daha da kötüye götüren Mazlum Ağan ve ekibinin belediyecilik anlayışının, Büyükşehir fantazilerini algılayabilmek çok güçtür.  Bodrum yarımadamız, uluslararası sermaye tarafından özel mülkiyete ve patronların ekonomik zevklerine peşkeş çekilmeyen, emekten yana bir belediye anlayışının hüküm sürdüğü ve Bodrum&#8217;un kültürel mirası merkezli bir kent haline getirmek varken, kapitalizm bacasız sanayisi olan turizm sektörünün doymak bilmeyen açlığını doyurmaya çalışan bir ucuz emek cenneti haline getirmeye çalışan belediyecilik sistemine hayır!</p>
<p><strong>Yerel seçimler yaklaşıyor</strong></p>
<p>Bodrum&#8217;daki ilerici, sosyalist bir belediye anlayışına ve ekibe ihtiyacı var. Turizm patronlarına yaranan ve onların pisliklerini görmezden gelmeyecek, halkın çıkarı için kamuya hizmet edecek bir Bodrum Belediyesi yaratabilmek mümkündür. Umuyoruz ki Bodrum&#8217;da sosyalist bir aday çıkarabileceğiz. Bunu süreç gösterecek. İşte o zaman zenginlere hizmet eden geçmiş dönem belediyelerine en güzel cezayı çektirmiş olacağız.</p>
<p><strong>Nikbinlik Gazetesi Editörü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/20/bodrum-buyuksehir-degil-once-belediye-olabilsin/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yunanistan: Hiçbir şeyden korkusu olmayan gençler</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/17/yunanistan-hicbir-seyden-korkusu-olmayan-gencler/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/17/yunanistan-hicbir-seyden-korkusu-olmayan-gencler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2008 16:24:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ENTERNASYONAL]]></category>

		<category><![CDATA[GENÇLİK]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=750</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistan’da birçokları, unutulmuş jenerasyonun geri dönüşünün bir devrim başlangıcı olduğuna inanıyor.
Noelia San Román
Atina’ya gece çöküyor ve şehrin merkezi bomboş. Buralarda hayat neredeyse durmuş, caddeler giriş çıkışlara kapalı; son günlerdeki eylemlerden ayakta kalabilmiş alışveriş merkezleri kepenklerini indiriyor. Vitrin ve kapıları onaran işçiler işlerini bırakıyorlar. Bazıları mağazalarında kalarak oyalanıyor ve durumu gözlüyorlar. Bakıyor fakat görmüyorlar! Omonia meydanına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-751" style="float: left; border: 4px solid black; margin-top: 4px; margin-bottom: 4px; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="yunanistan-isyani-2008-ogrenci-yuruyusu" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/12/yunanistan-isyani-2008-ogrenci-yuruyusu.jpg" alt="" width="350" height="233" /><em>Yunanistan’da birçokları, unutulmuş jenerasyonun geri dönüşünün bir devrim başlangıcı olduğuna inanıyor.</em></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Noelia San Román</strong></span></p>
<p>Atina’ya gece çöküyor ve şehrin merkezi bomboş. Buralarda hayat neredeyse durmuş, caddeler giriş çıkışlara kapalı; son günlerdeki eylemlerden ayakta kalabilmiş alışveriş merkezleri kepenklerini indiriyor. Vitrin ve kapıları onaran işçiler işlerini bırakıyorlar. Bazıları mağazalarında kalarak oyalanıyor ve durumu gözlüyorlar. Bakıyor fakat görmüyorlar! Omonia meydanına çıkan sokaklarda polis olağan dışı güvenlik önlemleri alıyor.</p>
<p>“Sizler, içeri girin!” diye bağırıyor bir ajan, dışarıda ne olup bittiğini görmek için kafasını çıkaran Güney Sahralı gruba. O an da hiçbir şey olmadı! En azından olağandışı bir şey… Öğrenciler gösteri yapıyor, tıpkı sabah olduğu gibi, dün ve önceki gün olduğu gibi. Polisler onları bekliyor. Bu çocuklar başlarına bela oldular.</p>
<p>“Hiçbir şeyden korkuları yok” diyor, onlarla aynı talepleri taşıyan otuzlu yaşlardaki Manuel, hareketin merkez üssü durumundaki tarihi Politeknik&#8217;in kapısında ve ekliyor “Akıllılar, ne istediklerini biliyorlar, idealleri, güçleri ve 15 yaşlarındaki çocukların öfkeleri var. Ben şiddet yanlısı değilim ama onları durdurmak ne mümkün”</p>
<p>Yaklaşık 500 metre uzaklıkta, çiçekler, mumlar ve el yazması notlar kuşkusuz tam bir sosyal ayaklanma olan olayların başladığı noktayı işaret ediyor. “Alexis&#8217;in ölümü bardağı taşıran son damlaydı” diyor öğrenciler. Bunu söyleyen sadece onlar da değil.</p>
<p>“Ne zaman görmen gerekeni görmüyor ve ne zaman meşgul olman gereken şeyle meşgul olmuyorsan ve koruman gerekeni korumuyorsan böyle şeyler oluyor. Mantıklı değil mi?” diyor, her günkü gibi köpeğini gezdirmeye çıkan yaşlı bir adam, sanki 200 metre ileride çöplerini bıraktığı yerde hiçbir şey olmamış gibi bir tavırla.</p>
<p>Bütün bunlar bir şeye yarayacak mı? “Bu bir devrimin başlangıcı: sonuçlarını birkaç yıl sonra göreceğiz” diye ekliyor ve yoluna devam ediyor yaşlı adam. Hemen onun yan tarafında genç bir adam kaldırımı yıkıyor. “ Neden korkmalıyım ki? Hiçbir sorunum olmadı” Bir Arnavut ve Miranda adını kullanıyor.</p>
<p>“Kimsenin gençlerin sorunlarıyla ilgilenmediği, üniversiteyi bitiren gençlerin yıllar sonra bile iş bulamadıkları, polisin onları hiç rahatsızlık duymadan açıktan açığa öldürdüğü zamanlarda ve yöneticilerin başrolü oynadığı skandallarla yıllar boyunca yaşadıktan sonra, birden bire böylesi şeyler olur. Güm!” diye açıklıyor, bir internet sağlayıcı şirketinin çağrı merkezinde telefonlara bakarak çalışan 32 yaşındaki mühendis Makis. Eğitimi ona ayda sadece 700 Euro gelirle temel ihtiyaçlarının ötesinde bir şey istemek gibi lükslere kapılmadan yaşamak zorunda olduğu bir hayat sağladı.</p>
<p>Gençlerin bir geleceği yok. Umutlarını ve onları yönetenlere duydukları inançlarını kaybettiler. Bıkkınlar. Alexis Grigoropoulos&#8217;un ölümü onların toparlanmalarına ve yılların biriktirdiği bütün öfkeleriyle, kendilerini sokaklarda ifade etmelerine sebebiyet verdi. “ Daha iyi bir dünya istiyoruz. Bize yardım edin! Maskeli saldırganlar ya da teröristler değiliz. Biz sizin çocuklarınızız. Düş kuruyoruz. Hayallerimizi öldürmeyin!” diye yazıyor Alexis&#8217;in arkadaşları açık mektuplarında.</p>
<p>“Sahte hayatlar yaşıyorsunuz, bezginsiniz, kendinizi salmışsınız ve sadece ölüm gününü bekler olmuşsunuz. Hayal kurmuyorsunuz, sevmiyorsunuz, hiçbir şey üretmiyorsunuz” diye devam ediyor mektup. Bu eleştirilerin muhatabı insanların çoğu söylenenleri kabulleniyor: Haklılar!</p>
<p>Aynı zamanda 700 Euro’luk jenerasyonun aileleri de bıkkın, iki ya da üç işte çalışıyor olmaktan ve süpermarketlerde fiyat etiketleri tarafından kuşatılmaktan, medyanın kustuğu sayısız skandaldan yorgunlar: politikacıların sırtlarından beslendiği yetmezmiş gibi şimdi de en kutsal yer olan, Athos Dağı bile bu rezilliğe teslim olmuş durumda.</p>
<p>Efre, keşişlerinin ruhunu, birçoklarının arkasında ne olduğunu bilmeyi bile istemeyeceği, itici gücüyle besleyen ruhani rehber.</p>
<p>Yeryüzünde ve gökyüzünde sosyal adaletsizlik her geçen gün derinleşiyor ve gençler sözlerini söylüyorlar: Artık Yeter!</p>
<p>&#8212;-<br />
İspanyolca orijinalinden Ercan Bayraz ve Ozancan Serhan tarafından çevrilmiştir. Orjinal metin <a href="http://www.rebelion.org/noticia.php?id=77462&amp;titular=j%F3venes-que-no-tienen-miedo-a-nada-">http://www.rebelion.org/noticia.php?id=77462&amp;titular=j%F3venes-que-no-tienen-miedo-a-nada-</a> adresindedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/12/17/yunanistan-hicbir-seyden-korkusu-olmayan-gencler/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kürt sorunuda barışçıl çözüm mümkündür!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/10/21/kurt-sorunuda-bariscil-cozum-mumkundur/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/10/21/kurt-sorunuda-bariscil-cozum-mumkundur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Oct 2008 11:11:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=659</guid>
		<description><![CDATA[İmralı Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan&#8217;a yapılan fiziki şiddet ve kötü muameleye tepki olarak son bir kaç gündür bir çok ilde Kürt halkı ve demokratik kitle örgütleri eylemlilikler gerçekleştiriyor.
Demokratik Toplum Partisi ,Abdullah Öcalan için gösterilerin sürdüğü Diyarbakır&#8217;da basın toplantısı düzenledi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Öcalan&#8217;a yönelik fiziki saldırının Kürt halkı ve onuruna yönelik olduğunu kaydetti. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/10/doguda-yasanan-olaylar.jpg"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-658" style="float: left; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="doguda-yasanan-olaylar" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/10/doguda-yasanan-olaylar.jpg" alt="" width="260" height="195" /></a><span>İmralı Cezaevinde bulunan Abdullah Öcalan&#8217;a yapılan fiziki şiddet ve kötü muameleye tepki olarak son bir kaç gündür bir çok ilde Kürt halkı ve demokratik kitle örgütleri eylemlilikler gerçekleştiriyor.</span></p>
<p>Demokratik Toplum Partisi ,Abdullah Öcalan için gösterilerin sürdüğü Diyarbakır&#8217;da basın toplantısı düzenledi. DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Öcalan&#8217;a yönelik fiziki saldırının Kürt halkı ve onuruna yönelik olduğunu kaydetti. Abdullah Öcalan&#8217;ın avukatları da, müvekkillerinin İmralı&#8217;da maruz kaldığı işkence ve kötü muamele ile ilgili olarak sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.</p>
<p>Özellikle Diyarbakır, Şırnak, Hakkari, Van ve hemen hemen bütün kürt illerinde yoğun eylemlilikler son üç gündür sürüyor. Eylemlerde polisin ve askerin müdehalesi sonucu Doğu Beyazıt&#8217;ta 1 kişi plastik mermi ile vurularak hayatını kaybederken; eylemlerin gerçekleştirildiği illerde yüzün üzerinde gözaltı gerçekleşti. Yüzlerce insan yaralandı. Eylemlerin gerçekleştiği bölgede polis sık sık halkın üzerine ateş açarken, esnaf kepenk kapatıyor.</p>
<p>Özellikle Tayyip Erdoğan&#8217;ın Diyarbakır ziyaretiyle alevlenen gösteriler hala devam ediyor. Öcalan&#8217;a yönelik kötü muamele nedeniyle İstanbul&#8217;da da bir çok gösteri gerçekleşiyor.</p>
<p>Bölgede AKP&#8217;nin toplumsal tabanının olduğu bilinen illerde dahi geniş katılımlı protestoların düzenlenmesi, esnafın kepenk kapatması, Erdoğan&#8217;a dönük yoğun tepkiler nasıl büyük bir toplumsal hassasiyetin olduğunun göstergesidir. Bu hassasiyet dikkate alınmalı insanların demokratik tepkilerine demokratik yanıtlar üretilmelidir. Tuksakların tecrit koşullarında tutulması, işkence ve kötü müdahele yapılması kabul edilemez. İnsanlık suçudur.</p>
<p>Toplumsal hassasiyetler dikkate alınmalı, toplumsal hoş görü geliştirilmeli, Kürt sorununa adil, demokratik, barışçıl çözüm sağlanmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/10/21/kurt-sorunuda-bariscil-cozum-mumkundur/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gürcistan savaşının anlamı</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/13/gurcistan-savasinin-anlami/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/13/gurcistan-savasinin-anlami/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Aug 2008 08:04:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ENTERNASYONAL]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=504</guid>
		<description><![CDATA[Amerikan emperyalizminin 2003’te “Gül Devrimi” adını verdiği sivil darbeyle Gürcistan’ın başına getirdiği ABD yurttaşı Mihail Saakaşvili, yıpranan diktatörlüğüne güç kazandırmak amacıyla uzun zamandır tehlikeli bir oyuna girişmişti. Şovenizmi körüklüyor ve Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya ile Abhazya’yı her ne pahasına olursa olsun tekrar Gürcistan egemenliği altına sokacağını ve bunun için savaştan kaçınmayacağını ilan ediyordu.
ABD [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-505" style="float: left; margin-left: 5px; margin-right: 5px; border: 4px solid black;" title="gurcistan-savasi-2008" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/08/gurcistan-savasi-2008.jpg" alt="" width="299" height="242" />Amerikan emperyalizminin 2003’te “Gül Devrimi” adını verdiği sivil darbeyle Gürcistan’ın başına getirdiği ABD yurttaşı Mihail Saakaşvili, yıpranan diktatörlüğüne güç kazandırmak amacıyla uzun zamandır tehlikeli bir oyuna girişmişti. Şovenizmi körüklüyor ve Gürcistan’dan bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya ile Abhazya’yı her ne pahasına olursa olsun tekrar Gürcistan egemenliği altına sokacağını ve bunun için savaştan kaçınmayacağını ilan ediyordu.</p>
<p>ABD ise Sovyetler Birliği’nin son zamanlarında Gorbaçov’a verdiği (sahte ve geçersiz!) sözden, Gorbaçov’un Doğu ve Orta Avrupa’nın sosyalist rejimlerini kapitalizme satması karşılığında bu ülkeleri NATO’ya almama, NATO’yu Sovyet sınırlarına getirmeme ve böylece Sovyetler’in güvenliğini tehlikeye düşürmeme sözünden çoktan dönmüştü. Sovyetler Birliği’nin de dağıldığı kapitalist karşı-devrimler süreci sonunda, söz konusu ülkelerin hepsini NATO’ya katmıştı. (Avrupa emperyalistleri ise, aynı ülkeleri AB’ye almıştı. ABD ve AB’nin kollektif sömürgeciliği hakikaten iyi işliyordu: yeniden sömürgeleştirilen bu ülkelerin yetişmiş işgücünü birlikte sömürüyor, ekonomik kaynaklarını ve askerî ihalelerini paylaşıyor ve siyasi kontrolü birlikte uyguluyorlardı.)</p>
<p>Ama emperyalizm iştahında sınır tanımaz, mutlak egemenlik peşinde koşar. Elde ettikleriyle yetinmez, daha fazlasını, en fazlasını ister. Doğu ve Orta Avrupa’dan sonra Balkanlar’ı da denetim altına alan ve en son Avrupa’daki en büyük üssünü kurduğu Kosova’yı da Sırbistan’dan koparan ABD, daha ihtiyatlı Avrupa Birliği’ni de peşine takarak enerji yataklarına ve yollarına el koyma politikası doğrultusunda, yeni koşullarda artık kapitalistleştirilmiş Rusya’yı da çepeçevre kuşatma ve mümkünse parçalama amacını güdüyordu. Bu yolda Ukrayna ve Gürcistan’ı da NATO’ya katmayı, böylece ABD-AB nüfuzunu daha da yaymayı planlıyordu. Rusya ise, bu iki ülkenin NATO’ya alınmasını kendi ulusal güvenliğini tehlikeye düşüren düşmanca bir eylem sayacağını ilan etmişti. Gürcistan’dan kopan ve Rusya Federasyonu’na katılmak istediklerini belirten Güney Osetya ve Abhazya’da ise barış gücü bulunduruyor ve bu halkların kendi kaderlerini belirleme hakkına saygı ilkesini Gürcistan yönetimine karşı bir koz olarak elinde tutuyordu.</p>
<p>İşte bu noktada ABD ile Saakaşvili’nin hesapları buluştu. Saakaşvili ABD’nin, AB ve NATO’nun “mayın eşeği” rolünü oynadı: Rusya’nın gücünü ölçmek, tepkisini test etmek üzere 8 Ağustos 2008’de Güney Osetya’ya saldırdı.</p>
<p>Saakaşvili Güney Osetya’yı bir oldubittiyle işgal eder ve önemli bir tepki görmeden başarı kazanırsa, sıra Abhazya’ya gelir ve üzerine yapışan “Amerikan uşağı vurguncu kapitalist diktatör” tanımlamasını “Güney Osetya ve Abhazya fatihi büyük Gürcü kahramanı” payesiyle değiştirerek yeniden kitle desteğine kavuşabilir ve diktatörlüğünü sürdürebilirdi.</p>
<p><img class="alignright alignnone size-full wp-image-506" style="float: right; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="saakasvili" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/08/saakasvili.jpg" alt="" width="300" height="239" />Amerika ve Avrupa ise, Rusya’nın Saakaşvili’nin saldırısına zayıf ve sonuçsuz bir tepki vermesi durumunda, Gürcistan’ı ve Ukrayna’yı NATO boyunduruğuna sokma yolunda rahat rahat ilerler ve yeni mevziler kazanmış olurdu. Rusya’nın sert tepki vermesi durumunda ise riski zaten Gürcü halkı üstlenmiş olacaktı; bu arada, gerekirse suyu ısınmakta olan Saakaşvili gider, yeni duruma uygun yeni taktikler geliştirilirdi.</p>
<p>Emperyalizmin mayın eşeği olmayı kabul eden Saakaşvili, bütün dünyanın Beicing Olimpiyatları’nın açılışına kilitlendiği saatlerde, televizyonlardan Osetler’e sahte bir barış ve anlaşma çağrısı yaptı. Daha konuşması bitmeden ordusunu harekete geçirdi. Yüzlerce sivili katleden, barış gücü sıfatıyla bölgede bulunan Rus askerlerini öldüren Gürcü ordusu Güney Osetya’nın başkenti Tşinvali’yi işgal etti.</p>
<p>Osetler direnişe başladı, Rusya harekete geçti. Birkaç günlük savaş sonunda Gürcü ordusu işgal ettiği Oset bölgelerinden çıkmak zorunda kaldı. Abhazya’da elinde tuttuğu Kodor geçidini de Abhaz ve Rus birliklerine kaptırdı. 12 Ağustos gece yarısı ise AB dönem başkanı Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy’nin arabuluculuyla ateşkes ilan edildi. Sonuç henüz netleşmedi.</p>
<p>Olayın çeşitli boyutları içinde iki boyut öne çıkıyor. Birinci boyut, halkların iradesine saygı göstermek, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkını kabul etmektir. Abhaz ve Oset halkları, bütün halklar gibi, kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptir. Gürcistan yönetimi, sınırları içindeki halkları zorla içeride tutmak için şiddet kullanmamalı, halklar arasındaki sorunları barış ve anlaşma yoluyla çözmelidir.</p>
<p>Dahası, bu sorunları çözme adına halklara karşı düşmanlık politikası gütmek, şovenizm ve militarizmi körüklemek, emperyalizmin maşalığını kabul etmek, sadece yıkım getirir. Hem kendi halkına, hem diğer halklara. Emperyalist işgale karşı direnen Irak halklarına karşı ABD’ye siper olacak 2000 Gürcü askerini Irak’a gönderecek kadar gözü dönmüş bir uşaklık politikasının bedeli ister istemez çok ağır olur.</p>
<p>Türkiye’nin ABD’nin taşeronluğunu üstlenerek, Gürcistan’ı silahlandırması, ordusunu eğitmesi, Gürcistan’la ilişkileri komşular arası dostluk, barış ve iyi ilişkiler kurma çerçevesinden çıkarıp başka komşulara ve halklara karşı düşmanlık rotasına sokması kabul edilemez. Bütün komşularımızla, bütün halklarla dostluk istiyoruz. Emperyalizmi aradan çıkaralım. Biz de NATO’dan çıkalım, kimseyi de NATO’ya sürüklemeyelim.</p>
<p>İkinci boyut, Birinci Körfez savaşından ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından (1991) bu yana, Amerikan emperyalizminin, Avrupa emperyalizminin, ABD-AB blokunun askerî örgütü saldırgan NATO’nun (ve emperyalizmin koçbaşı İsrail’in) bir askerî eylemine karşı ilk kez çıkarları zarara uğrayan başka bir devlet, (somut durumda Rusya), dolaylı da olsa, (somut durumda, bu güçlerin maşalığını yapan devlete, Gürcistan’a karşı) askerî karşılık verme cesaretini göstermiştir. Yugoslavya, Irak, Afganistan, Filistin ve Lübnan’a yönelik emperyalist saldırı ve işgal örneklerinde görmediğimiz yeni bir olgu bu.</p>
<p>Kuşkusuz, sözünü ettiğimiz dönemde doğrudan doğruya saldırıya uğrayan ülke yönetimleri ve halkları direndiler ve silahla karşı koydular. Yugoslavya bir süreliğine direndi, Lübnan direndi ve direniyor, Irak, Afganistan, Filistin direndi ve direniyor. Ama bizzat saldırıya uğrayan mazlumlar dışında başka bir devletin, küçük, orta veya büyük bir gücün, emperyalizmin ve NATO’nun tek taraflı atış sahasına çevirdikleri dünyada, onların cephesine karşı silah kullanması yeni bir olgu.</p>
<p>Daha önce, sıranın kendisine geleceği belli olan devletler, örneğin Suriye ve İran, Rusya?, Çin? … saldırıya uğrayan komşuları veya müttefikleri için kıllarını bile kıpırdatmadılar, ses çıkarmadılar, hatta saldırganla işbirliği yaptılar, ona yaltaklandılar, vb. İlk kez tersi oluyor.</p>
<p>Bu olguyu önemle not edelim. Birinci Körfez savaşından ve Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra kurulan tek merkezli dünyanın sonuna geldiğimizi, çok kutuplu bir dünyanın yeniden doğmaya başladığını gösteren bir işaret bu. ABD-AB-NATO-İsrail uluslararası şiddet kullanma tekelini yitiriyor.<br />
Bu yeni durumun dünya halklarına yeni olanaklar açacağı öngörülmelidir. Yeni yüzyılın yeni bir devrimler çağı olmasını hedefleyenlerin tüm hazırlıklarını buna göre yapmaları kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde duruyor.</p>
<p><strong>Ürün Sosyalist Dergi</strong></p>
<p>(Not: Bu açıklama 13.08.2008 tarihinde Ürün Sosyalist Dergi’nin resmi sitesinde yayınlanmıştır. Ayrıntı için <a href="http://www.urundergisi.com/">http://www.urundergisi.com</a>‘a bakınız.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/13/gurcistan-savasinin-anlami/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Küba’daki değişimler ne anlama geliyor?</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/02/kuba%e2%80%99daki-degisimler-ne-anlama-geliyor/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/02/kuba%e2%80%99daki-degisimler-ne-anlama-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 21:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[ENTERNASYONAL]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=463</guid>
		<description><![CDATA[Terk Etmek ya da Sosyalizmle İlerlemek: Küba’daki Değişimler 

Salim Lamrani
Ticari basın, ulusal lider Fidel Castro iktidardan çekildikten sonra, Küba’da tüketime yönelik kısmi sınırlamaların yürürlükten kaldırılmasını, ekonomik sistemde bir değişimin işareti, sosyalizmden liberalizme doğru bir geçiş olarak görmeyi tercih etti. Araştırmacı Salim Lamrani, bu gerçeği ayrıntıları ile gözlemledi.
Bu sınırlamalar artık yararsız hale geldikleri için kaldırıldı. Küba, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/08/02/kuba%e2%80%99daki-degisimler-ne-anlama-geliyor/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-464" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="raul-castro" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/08/raul-castro.jpg" alt="" width="298" height="359" /></a><strong>Terk Etmek ya da Sosyalizmle İlerlemek: Küba’daki Değişimler </strong></p>
<div class="baslik">
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Salim Lamrani</strong></span></p>
<p><em>Ticari basın, ulusal lider Fidel Castro iktidardan çekildikten sonra, Küba’da tüketime yönelik kısmi sınırlamaların yürürlükten kaldırılmasını, ekonomik sistemde bir değişimin işareti, sosyalizmden liberalizme doğru bir geçiş olarak görmeyi tercih etti. Araştırmacı Salim Lamrani, bu gerçeği ayrıntıları ile gözlemledi.</em></p>
<p>Bu sınırlamalar artık yararsız hale geldikleri için kaldırıldı. Küba, Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik ambargosuna rağmen, ekonomisini güçlendirmek için kendisine yeni ortaklar buldu. Bu yapılan yenilikler, politik bir kırılma anlamına gelmez. Bu reformlar -ki, üzerinde ulusal boyutta uzun tartışmalar yapıldı- Kübalıların, ekonomik sistemlerini muhafaza ederek, dünyadaki gelişmeleri yakalamaya ne kadar istekli olduklarını gösterir.</p>
<p>Batı basını, Raul Castro’nun başkan seçilmesinin ardından, Küba’da yapılan değişimlerle ilgili bıktırıcı, bitmek bilmeyen yayınlar yaparak, adanın ekonomisinin olası liberalleştirilmesini, şimdiden kutladı.[1] Küba söz konusu olunca, her zaman yüzeysel ve yanıltıcı davranışlar sergilerler. Ve bu bir gerçek. Evet, elektrikli ev aletlerinin elde edilmesinde, otellere girişte ve cep telefonu kullanımındaki sınırlamalar yakın zamana yürürlükteydi ve bunun rasyonel bir açıklaması vardı. Ama çokuluslu haber kaynakları, bunları her nedense görmek istemediler. Aslında, Fidel Castro’nun seçimlere katılmama kararından kısa bir zaman önce, Küba sosyalizmini geliştirmek amacı ile, 2008 yılı başlangıcında, bütün ülkede yoğun bir tartışmaya başlanmış ve 1,3 milyon öneri üretilmişti.</p>
<p><strong>Elektrikli ev aletleri </strong></p>
<p>Medya, tamtam davullarına ve tencerelerine vurarak ile ilan etti “Kübalılar artık elektrikli ev araçları ve diğer malzemeleri elde edebilecekler…” Bunların satışının sanki daha önceden yasaklanmış gibi anlaşılmasını istediler.[2] Gerçek çok farklı. Küba’da elektrikli ev aletlerinin satışı asla yasaklanmadı. Küba’da sadece, enerji üretiminin yeterli olmadığı bir dönemde, bütün halkın ihtiyaçlarını karşılamak için, bazı bilgisayar ürünleri, fazla enerji tüketen elektrikli ocak ve mikro dalga fırınlar gibi aletlerin satışı yasaklandı.</p>
<p>Aslında, Sovyet Bloğu’nun yıkılmasından sonra, 1991 yılında başlayan ve Özel Dönem (el periodo especial) diye adlandırdıkları süreçte, Küba uluslararası pazarın karşısında yalnız kaldı. Dış ticaretinin %80’ini kaybetti. Ayrıca Amerika tarafından uygulanan, acımasız ekonomik saldırganlık, ekonomiyi yeniden kötüleştirdi. Bu güzel Karayip adası, yokluklar ve kötü koşullar altında çok örselendi. Özel olarak da enerji yetersizliği nedeniyle uzun süreli karartmalara maruz kaldı. İşte bu dönemde yetkililer, elektrikli cihazların satışını sınırladı. Bu sınırlamalar tamamen haklı nedenlerle yapılmıştı. Bu türlü bir enerji tasarrufuna gidilmeyip, sorumsuz davranılmış olsaydı, sistem çökerdi. Bundan dolayı da kısıtlamalar, Kübalılar tarafından güçlü bir şekilde desteklendi.</p>
<p>Kübalılara, yaratıcılıkları ve katlandıkları zahmetler için teşekkürler. Küba Çin ve Venezüella gibi ülkelerle kurulan yeni ticari ilişkiler nedeniyle daha güçlü bir ekonomiye sahip olurken, enerji sorununu da çözmeyi başardı. 2006 yılında uygulamaya konan “Enerji Devrimi” projesi ile ülkedeki bütün ampuller yenilendi. Televizyon, buzdolabı, vantilatör gibi elektrikli aletler daha modern ve daha az enerji harcayan tipleriyle değiştirildi. Milyonlarca Kübalı devlet tarafından desteklenmiş, yani pazar fiyatının altında dağıtılan bu ürünlerden yararlandı. Teşekkürler, Enerji Devrimi.</p>
<p>Gerçekleştirilmiş olan enerji tasarrufu ile de halkın istemleri karşılandı. Videoların ve benzeri aygıtların, bilgisayarların, elektrikli ev araçlarının yenilerinin elde edilmesine gelince, bunu zaten, kısıtlamaların ileriye yönelik nedeni bize açıkladı. Böylece Kübalılar daha geniş bir tüketim malı seçimine de kavuştular. Bu nedenle, kısıtlamalar yalnız bir dizi ekonomik yapı faktörü ile açıklandı. Yani, sınırlamalar enerji üretim eksikliğinden kaynaklanmıştı. Zaten, Batı basını da, bu konunun etmenleri üzerinde durarak üzülmedi! Ayrıca, “birçok Kübalının, mütevazı maaşları ile fiyatı piyasalar tarafından belirlenen, satıştaki yüksek bedelli bu mallara erişemeyeceklerini” tekrarlayıp durdu. Medya haklı olarak, bu konunun altını çizmek için acele etti. Evet, bu bir gerçek. Ama, bu gerçek, fakirlik içinde yaşayan dünyanın, çok büyük bir kısmını da ilgilendiriyor. Onların başlıca endişeleri, bir DVD okuyucusu ya da bir mikrodalga fırını elde etmek değil, onların talepleri bugün Küba’da sıkıntı ve acısı yaşanmayan, sağlık ve eğitime ulaşabilmek, günde üç kez yemek yiyebilmektir.</p>
<p>Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO), son tarım ve gıda raporuna göre, dünyada gıda güvensizliği, bütün gezegende 854 milyon kişiyi etkilemekte. Gıdasızlık çeken bu insanların, 9 milyonu sanayileşmiş ülkelerde yaşamakta.[3] Amerika kıtasında sadece üç ülke, 2015 dünya gıda zirvesinin amaçlarına ulaşmış durumda. Bu ülkeler Küba, Guyana ve Peru.[4] UNESCO’ya göre, şu anda, dünyada her beş kişiden biri okuma yazma bilmiyor, yani, 774 milyon kişi okuryazar değil. 74 milyon çocuk okulsuz.[5] Yine, UNICEF’e göre, her gün beş yaş altı 26.000 çocuk açlıktan veya tedavi edilebilir hastalıklardan hayatını kaybetmekte. Yani dünyada her yıl 9,7 milyon çocuk bu nedenlerden dolayı ölmekte.[6]</p>
<p>Latin Amerika’nın Batı ile olan sorunsal ilişkisi ve Üçüncü Dünya ülkeleri nedeniyle, çokuluslu araştırmalarda, planlı olarak Küba gerçeği hep atlanır, listelerde yer yerilmez çünkü o iyi bir örnektir ve kaçınılmaz olarak da karşılaştırmalar sürecektir.</p>
<p><strong>Cep telefonları </strong></p>
<p>Küba’da, birincisi ekonomik, ikincisi de teknolojik sebeplerle, sınırlanan cep telefonu kullanma hakkı genişletildi.[7] Zaten, 90’lı yıllarda, Batı dünyası tarafından da cep telefonlarına ulaşma imkanı kısıtlanmıştı.</p>
<p>O dönemde Küba’nın, halka cep telefonu sağlamanın dışında başka öncelikleri vardı. Konut, ulaşım ve gıda sorunlarının tehdit edici boyutlara ulaşması, onları daha çok ilgilendiriyordu. Bugün Küba’da gıda sorunu çözülmüş durumda. Ulaşım sorunu çözülmekte, özellikle Çin’den ithal edilen, çok sayıdaki otobüs için de teşekkürler. Konut sorununa gelince, şüphesiz bu, halkın göğüs gerdiği birincil sorun olmaya devam etmekte.</p>
<p>Bu durum Küba’ya özgü bir sorun değil. Dünyanın başta gelen herhangi bir şehrinde aynı gerçek var. Tıpkı, Paris’te de olduğu gibi. Ama bir farkla: Küba’daki konut yetersizliğine Amerika Birleşik Devletleri neden olmakta. Amerika’nın yaptırımları, Küba’da yılda ek 100.000 konutun yapılmasını engellemekte. Paris’te durum böyle değil, onların karşısında saçma sapan bir yanlış var. Sonuç olarak, Paris’te 100.000 fazla konut, rahat sınıfların mülkiyetinde ve boş bulunurken, aynı şehirde 100.000 aile, başlarını sokacakları bir çatı aramakta. Bu duruma karşı bir kanun olmasına rağmen yetkililer bunu kesinlikle uygulamadılar. Küba’da, vatandaşlar, böyle bir skandalı asla kabul etmezlerdi.[8]</p>
<p>İmar Bakanına göre Fransa’da, 1,6 milyon kişi banyosuz ve duş imkânlarından yoksun konutlarda yaşmakta. Bir milyondan fazla Fransız “aşırı nüfus yoğunluğu” diye adlandırdıkları, kuruluşlarda barınmakta. 550.000 kişi pansiyonlarda, bunların da 50.000 çocuk, 146.000 kişi karavanlarda, 86.000 kişi sokaklarda yaşamakta.[9] Hâlbuki Fransa’da iki milyona yakın konut boş, bunlardan 136.554’ü Paris’te. Diğer bir sapıklıkta şu: Yalnız Paris’te, 32.000 boş konut için vergi ödeniyor, oysa bu vergiyi oturarak ödeyebilecek 136.000’den fazla insan var. Fakat yetkililer, bu gerçeğe gözlerini kapamayı tercih ettiler.[10]</p>
<p>Cep telefonları konusuna geri dönersek, bu konudaki kısıtlama sebeplerinden ikincisi teknolojikti (Washington, Küba’nın Florida Boğazı’nda bulunan fiberoptik kabloyla bağlantı kurmasını engelliyor. Ayrıca, bundan dolayı, Kübalıların internete ulaşımları da hala kısıtlı). Küba’nın aşırı derecede pahalı ve kısıtlı bir uydu bağlantısı var. İşte bu haklı sebep yüzünden cep telefonlarına kısıtlama getirilmişti. Ekonomik durum düzelince bu hizmet de nüfusun tamamına sunuldu ama henüz fiyatları çok yüksek. Cep telefonu kullanımı Batı’da yaygın olmasına rağmen, gezegenimizde pek çok yurttaş için, hâlâ lüks.</p>
<p><strong>Otellere giriş</strong></p>
<p>Otellere gelince, iletişim araçları yine bir taraf tutma sınavı verdi. Batı basınının söylediğinin aksine, 1 Nisan 2008 tarihine kadar lüks otellere giriş yasak değildi, ama sınırlandırılmıştı. Buradaki açıklama da sosyal ve ekonomik düzlemde olacak.</p>
<p>1959’da devrimin zaferinin ilan edildiği dönemde, yöneticileri çok kaygılandıran ve de kökünden kurutmak istedikleri bir olgu, doksanlı yıllarda (Özel Dönem’de -ç.n) yeniden dirildi: Fahişelik. Bu sorunu yok etme girişimleri esnasında, Kübalıların karşısına yapmaları gereken birtakım zorluklar çıkınca Havana hükümeti, halkın turistik altyapılara girişini sınırlandırmaya karar verdi. Bu sosyal olgu henüz yok olmadı, büyük ölçüde zayıflatıldı.</p>
<p>Otellerde çalışan sosyal işçilere, emeklerinden ve ekonomiye yapmış oldukları önemli katkılarından dolayı teşekkürler.</p>
<p>İkinci açıklama ekonomik temellidir. 90’lı yıllardan itibaren başlatılan turizmin, baş döndürücü gelişimi karşısında, Küba otelleri yabancılar ve Kübalılar için yetersiz kaldı. Yetkililer tarafından ekonomik bir muhakeme yapılarak, bilhassa yaz mevsimlerinde, yabancılar için bir ayrıcalık yapılmasına karar verildi. Ülkesinin dışında tatil yapacak bir turistin, parasını harcayacağı ülkede beklentilerini bulamayarak hoşnut olmaması, o ülke için önemli bir kazanç kaybı olurdu. Zaten, çok az Kübalı lüks bir otelde harcayabileceği gelire sahip. Ayrıca bu gelirini, diğer sektörlerde harcadığında parası da ülke içinde kalacaktı.<br />
Batı basını yine, Kübalılar için çok yüksek olan otel fiyatlarının, onların gelirleriyle orantısı üzerinde durdu. Associated Pres* (AP) ajansına göre, çok az Kübalı geceliği 173 dolar olan, başkentin itibarlı turistik kuruluşlarından biri, aynı zamanda Ernest Hemingway’ın [11] sık sık gitmeyi tercih ettiği “Ambos Mundos” (dört yıldızlı) oteline para ödeyebilirdi. Haklı. Ama bir farkla! Ünlü bir otelin odasına girmenin, üçüncü dünya vatandaşları ve gelişmiş ülkelerde yaşayanların büyük bir bölümü için de lüks olduğu gerçeğinin altının çizilmesi bir kez daha unutulmuştu. Karşılaştıralım, örneğin, kaç Fransız, Paris’te bulunan beş yıldızlı Ritz otelinin bir odası için (en ucuz tarifeyi söylersek) 730 dolar ödeyebilir?</p>
<p><strong>Ekonominin liberalleştirilmesi mi?</strong></p>
<p>Bir ihtimal mi? Bu reformlar Küba ekonomisini liberalleştirmeye doğrumu götürüyor?[13] Bunu düşünmek yanlış olurdu. 80’li yıllarda Kübalıların, bolca bulunan tüketim mallarına rahatlıkla ulaşabildiklerini hatırlamak gerekir. Daha uzun yürürlükte kalması doğru bulunmayan kısıtlamaların kaldırılması üzerine kısa bir tartışma yukarıda yapıldı.</p>
<p>Diğer yenilikler de hızlı bir şekilde uygulanmalı. Aynı zamanda Küba hükümeti, tarımsal üretimi artırmak için, kullanılmayan toprakları küçük özel girişimcilere kiralamaya karar verdi. Zaten, şu anda temel gıda maddelerinin fiyatları da zirveye tırmanmış durumda.[14]</p>
<p>Küba’da akla uygun değişimler, 1959 yılında gerçekleştirildi. Ada bu tarihten beri sabit evrimi içinde, ve de orada sürekli eleştiriler yapılmakta. Bundan emin olmak için, ulusal, özel olarak da günlük gazetelerden Juventud Rebelde (Asi Gençlik) ve Trabajadores’i (İşçiler) okumak yeterli. Bu gazetelerin sesleri üst noktalarda ve ödünsüz. Üst düzey yöneticiler arasında, bu tartışmaları canlandırmak, sürekliliğini sağlamak konusunda, inkâr edilemez bir politik istek var. Raul Castro’nun kızı seksolog Mariela Castro, lezbiyen, gey azınlığının haklarını ve “Sosyalizm, ama daha az yasaklı” düşüncesini savunuyor.[15] İletişim araçları ise, bu gerçekleri algılamıyormuş gibi numara yapıyorlar. Hayır, tam tersine onlar -beklentilerini- ifade ediyorlar.</p>
<p>Çokuluslu haber kaynakları, Washington ve Avrupa Birliği, Kübalılar Pazar ekonomisine geri dönmeyecekler. Onlar, daha rasyonel, daha dürüst ve çağdaş sosyalizmi kurma yolundaki mücadelelerine devam edecekler.</p>
<p>&#8212;-</p>
<p>*<strong>Salim Lamrani</strong>: Amerika Birleşik Devletleri ile Küba arasındaki ilişkiler konusunda uzman. Bu konuda birçok kitabı var. Fransa vatandaşı, profesör, gazeteci ve yazardır.</p>
<p>** Çeviren: <strong>Atiye Parılyıldız. </strong></p>
<p><strong>Dipnotlar:</strong><br />
(1) Will Weissert, «Raul’s Reforms May Strengthen Communism», 2 de abril de 2008.<br />
(2) Will Weissert, «Castro Reforms: Dvd’s, Farms for Cubans», The Associated Press, 2 de abril de 2008.<br />
(3) Organisation des Nations unies pour l’alimentation et l’agriculture, L’état de l’insécurité alimentaire dans le monde 2006 (Rome : FAO, 2006), p. 8.<br />
(4) Ibid., p. 17.<br />
(5) Institut de statistique de l’UNESCO, «Alphabétisme», 9 de abril de 2007. http://www.uis.unesco.org/ev.php?URL_ID=6401&amp;URL_DO=DO_TOPIC&amp;URL_SECTION=201 (sitio consultado el 15 de abril de 2008).<br />
(6) UNICEF, La situation des enfants dans le monde 2008. La survie de l’enfant (New York, décembre 2007), p. 1.<br />
(7) The Associated Press, «Cuban Restrictions Eased By Raul Castro», 2 de abril de 2008, Will Weissert, «Cubanos hacen largas filas para comprar celulares», The Associated Press/El Nuevo Herald, 15 de abril de 2008.<br />
(8) Droit au Logement, «Le logement en chiffres: exclusions et inégalités», 2002. http://www.globenet.org/dal/index.php3?page=SOMMSITUCHIF (sitio consultado el 15 de abril de 2008).<br />
(9) Ministère du Logement, de l’Equipement et des Transports, Questionnaire de la Commission de la Production et des Echanges. Projet de LFI pour 2001 &amp; INSEE, enquête 2001 sur la population «fréquentant les services d’hébergement et les distributions de repas chauds», in Droit au Logement, op. cit.<br />
(10) Droit au Logement, op. cit.<br />
(11) Will Weissert, «Thanks Raul: Cubans Can Stay in Hotels», The Associated Press, 1 de abril de 2008.<br />
(12) Hôtel Ritz Paris, «Tarifs».<br />
http://www.ritzparis.com/jump_to.asp?id_target=1250&amp;id_lang=1 (sitio consultado el 15 de abril de 2008).<br />
(13) Reuters, «Les téléphones portables désormais autorisés à Cuba», 14 de abril de 2008.<br />
(14) The Associated Press, «Cuba Lends private Farmers Unused Land», 1 de abril de 2008; Andrea Rodriguez &amp; Will Weissert, «Communiste Cuban Solution: Private Farms», 5 de abril de 2008.<br />
(15) Alessandra Coppola, «Socialismo, ma con meno proibizioni», Corriere della Sera, 27 de marzo de 2008.<br />
* Associated Press (AP), Bu tip şirketler içinde en yaygın ağa sahip olan Amerikan haber ajansıdır. AP, ABD başta olmak üzere gazetelere, TV ve radyo istasyonları gibi kuruluşlara, kendi personeli tarafından geçilen haberleri servisi yapan bir şirkettir. ABD dışında da pek çok gazeteler, Internet siteleri gibi haber kaynakları AP&#8217;ye üyedir ve bu ajansın haberlerini yayınlarında kullanırlar.</p>
<p>http://www.voltairenet.org/article156585.html  adresinden çevrildi.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/02/kuba%e2%80%99daki-degisimler-ne-anlama-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Geçici Ateşkes Kararı</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/01/akp-kapatilmadi/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/01/akp-kapatilmadi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Aug 2008 17:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[Geçici Ateşkes Kararı
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç olmak üzere 71 AKP’linin siyasetten yasaklanması talebiyle açtığı davayı 30 Temmuz 2008 günü karara bağladı. Mahkemenin 6 yargıcı kapatmadan yana oy kullandı, 5 yargıcı ise kapatmaya karşı çıktı ve böylece kapatma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/08/01/akp-kapatilmadi/"><img class="alignnone size-full wp-image-453 alignleft" style="border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px; float: left;" title="uzlasma" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/08/uzlasma.jpg" alt="" width="298" height="213" /></a><strong>Geçici Ateşkes Kararı</strong></p>
<p>Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP’nin kapatılması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski Meclis Başkanı Bülent Arınç olmak üzere 71 AKP’linin siyasetten yasaklanması talebiyle açtığı davayı 30 Temmuz 2008 günü karara bağladı. Mahkemenin 6 yargıcı kapatmadan yana oy kullandı, 5 yargıcı ise kapatmaya karşı çıktı ve böylece kapatma için gereken 7 oy bulunamadığı için AKP’nin kapatılması reddedildi. Yapılan ikinci oylamada 10 üye AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği, ancak bunun kapatmayı gerektirecek kadar ağır bir nitelik taşımadığı gerekçesiyle AKP’nin 2008 yılı için aldığı hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verdi. Bu kararla AKP kapatılmadığı gibi, hiçbir üyesi de siyaset dışı bırakılmadı.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin kararı, egemen sınıf içinde Kemalist kanat ile Nakşibendi-Nurcu kanat arasındaki kıran kırana iktidar kavgasında geçici bir uzlaşmayı, bir ateşkesi temsil ediyor. Kemalist kanat sonuçta AKP’yi kapatamadı ama onun laikliğe karşı odak olduğunu tescil ettirdi. Nakşibendi-Nurcu kanat ise sonuçta davanın toptan reddedilmesini sağlayamadı ama hükümeti ve cumhurbaşkanlığını elinde tutmayı başardı.</p>
<p>Karar egemenlerin her iki kanadının da şu anda rakibine kesin darbeyi vurmaktan aciz olduğunu gösterdi. Kirli çamaşırları ifşa etme, baskı, şantaj, rüşvet, ihbar, ele verme, ihanet, tutuklama, cinayet ve katliam gibi yöntemlerin vicdansızca kullanıldığı iktidar kavgasında, ilkesiz ve hukuksuz dalaşma ve ödünleşme devam ediyor. Her ne pahasına olursa olsun hızla zenginleşmeyi ve emekçi halkları sömürgeci efendi mantığıyla sömürmeyi ve ezmeyi kendine yaşam kılavuzu bellemiş düşman kardeşler boğuşmaktan asla vazgeçmezken pelteleşmiş bir halde birbirlerinin üstüne yığılıyorlar. Sözünü ettiğimiz kapitalist yaşam kılavuzuna bağlı olarak aralarındaki ideolojik ve politik farklar gitgide siliniyor ve birbirlerine gün geçtikçe daha çok benziyorlar. Hangi kanadın nerede başlayıp nerede bittiği, kişilerin ve grupların hangi kanada mensup olduğu bile bilinemiyor; kaygan ve kaypak zeminde sağ gösterip sol vuranlar, sol gösterip sağ vuranlar birbirine karışıyor; anlık, günlük, haftalık, aylık, yıllık geçici ittifaklar kural haline geliyor.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi’nin kararı birbirlerine ölümü gösteren rakiplerin sıtmaya razı olduğunu ortaya koyuyor. AKP iktidarı Ergenekon davasıyla Kemalist kanada, Silahlı Kuvvetler ve yüksek yargı çevreleri ise AKP’yi kapatma davasıyla davasıyla Nakşibendi-Nurcu kanada ölümü gösterdiler.</p>
<p>AKP iktidarı Ergenekon iddianamesinde kontrgerilla eylemleri ile fail ve destekçilerinin çok sınırlı bir kesimine yer verdi. Kontrgerillanın Silahlı Kuvvetler ve MİT başta olmak üzere devlet kurumlarıyla herhangi bir ilişkisinin olmadığını ilan ederek uzlaşmaya hazır olduğunu belli ederken, ortaya koyduğu ipuçlarıyla soruşturma ve koğuşturmayı her an asıl kurumlara ve asıl görevlilere uzanacak şekilde genişletebileceğinin işaretini de verdi. Ayrıca, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanı atamalarında hükümetin ve cumhurbaşkanlığının elindeki yasal kozları kullanabileceğini sezdirdi.</p>
<p>Buna karşılık Silahlı Kuvvetler ve yüksek yargı çevreleri de “yeni anayasa” projesini püskürterek, AKP’nin tabanına mesaj vermek için kullandığı türbanı üniversitelerde serbest bırakmayı öngören anayasa değişikliklerini iptal ettirerek ve parti kapatma davasını açtırarak AKP’yi iyice hırpaladı. Bu hırpalamanın AKP’yi kuruluşundaki itaatkâr çizgiye çekebileceği ve onun ikinci seçim zaferi ile cumhurbaşkanlığını ele geçirmenin verdiği güçle içine girdiği hizadan çıkma eğlimlerini dizginleyeceğini hesapladı. AKP’ye hukuksal yetkiyle fiilî siyasal, askerî ve ekonomik gücün aynı şeyler olmadığını hatırlattı. Büyük sermayenin ve yüksek devlet bürokrasisinin vazgeçilmez saydığı temel politikalara AKP’nin ilişmemesi ve bir daha “çizmeyi aşmaması” karşılığında Nakşibendi-Nurcu kanadın parlamentoculuk ve hükümetçilik oynaması ve ekonomik vurgunlarına devam etmesi noktasında uzlaştı. AKP’ye sadece para cezası verildi.</p>
<p>Benzetmemize dönecek olursak, sıtma statükonun sürmesi anlamına geliyor. Statüko sürüyor ama artık Kemalist kanadın sırtında Ergenekoncu yaftası, AKP’nin sırtında laikliğe karşı odak olma yaftası var.</p>
<p>Egemen burjuvazinin iki kanadı arasındaki ateşkes ABD ve AB emperyalizmi tarafından olumlu karşılandı. Sermayenin iki kanadının ve özellikle onları temsil eden hükümet ile genelkurmayın uzlaşmasını, aralarındaki sorunları gidermesini, işbirlikçilerin emperyalizmin bölgesel ve küresel hesapları doğrultusunda birlikte hareket etmesini isteyen emperyalist odaklar, çeşitli telkin, baskı ve (özellikle AKP’den son derecede memnun olan AB kaynaklı) tehditlerle zaten bu sonucu elde etmek için çalışıyorlardı. Kanatların temel unsurlarının uzlaşması teşvik edilirken, emperyalistlerin bakışına göre her iki tarafta “çizmeyi aşanlar”ın bir şekilde zayıflatılması ve hatta tasfiyesi gündemdedir.</p>
<p>Statüko, yani azgın kapitalist sömürü, Türk-İslam-NATO Sentezi, emperyalizme bağımlılık, şovenizm ve militarizm egemenlerin ortak paydası olmaya devam ediyor. Bununla birlikte, egemenler arasındaki ateşkesin kesin bir birlik ve istikrar anlamına gelmediğini, kanatlar arasındaki sorunların yerli yerinde durduğunu ve bu sorunların ister istemez yeni çatışmalara yol açacağını unutmamak gerekir. İşçi sınıfına, emekçilere ve ezilen halklara karşı birlikte davrananlar, kendi bencil çıkarlarını ve iktidarlarını azamileştirmek için kapışmaya devam edecekler. Genelkurmay ve büyük sermaye açısından, rejimin kilit taşını oluşturan Çankaya’nın AKP’nin eline geçmesi nedeniyle askeri vesayetin ve ekonomide büyük sermayenin sahip olduğu aslan payının tehlikeye düşmemesi büyük önem taşıyor. Hızla büyüyen küçük ve orta sermaye açısından, zenginleşmelerinin kesintiye uğramaması ve güç kazanımı eş derecede önem taşıyor.</p>
<p>İşçi sınıfı ve dostları, egemenlerin arasındaki çelişmelerden her iki tarafı zayıflatmak ve sömürü sistemine son vermek için; bağımsızlık, demokrasi, laiklik ve sosyalizm davasını ilerletmek için kuşkusuz yararlanacaklardır. Ancak güya laikliği, bağımsızlığı ve sosyal devleti korumak için NATO’ya sıkı sıkıya bağlı askeri güçlerden ve destekçilerinden, güya demokrasiye ve özgürlüğe kavuşmak için yine NATO’ya bağlı “sivil” iktidardan ve polis güçlerinden medet umanlar, sadece boş hayal peşinde koşuyorlar ve işçi sınıfı ile dostlarının bilincini karartmaya hizmet ediyorlar. Sol ve sosyalizm adına AKP veya Ergenekon savunuculuğu yapanların solla ve sosyalizmle herhangi bir ilişkisi kalmamıştır.</p>
<p><strong>Ürün Sosyalist Dergi</strong></p>
<p>(Not: Bu açıklama 01.08.2008 tarihinde Ürün Sosyalist Dergi&#8217;nin resmi sitesinde yayınlanmıştır. Ayrıntı için <a href="http://www.urundergisi.com">http://www.urundergisi.com</a>&#8216;a bakınız.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/08/01/akp-kapatilmadi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yusuf Halaçoğlu&#8217;nun miladı doldu&#8230;</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/25/yusuf-halacoglunun-miladi-doldu/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/25/yusuf-halacoglunun-miladi-doldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jul 2008 09:46:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[Bilimsel olmayan ve “resmi ideolojinin” çığırtkanlığını yapan Yusuf Halaçoğlu, hatırlarsanız defalarca burjuva basınının gündemine oturmuştu. Sola ve etnik meselelere defalarca bilim dışı ve yanlı çıkışlar yapan Halaçoğlu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı görevinden alındı.

1915 Ermeni Katliamı hakkında ilginç tezler ortaya süren ve Anadolu da yaşayan halkların etnik olarak şeceresini çıkarmaya çalışan Halaçoğlu, resmi tarih tezinden taviz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/07/25/yusuf-halacoglunun-miladi-doldu/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-421" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 4px; margin-right: 4px;" title="halacoglu" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/07/halacoglu.jpeg" alt="" width="300" height="193" /></a>Bilimsel olmayan ve “resmi ideolojinin” çığırtkanlığını yapan Yusuf Halaçoğlu, hatırlarsanız defalarca burjuva basınının gündemine oturmuştu. Sola ve etnik meselelere defalarca bilim dışı ve yanlı çıkışlar yapan Halaçoğlu Türk Tarih Kurumu Başkanlığı görevinden alındı.</p>
<p class="MsoNormal"><span id="more-420"></span></p>
<p class="MsoNormal">1915 Ermeni Katliamı hakkında ilginç tezler ortaya süren ve Anadolu da yaşayan halkların etnik olarak şeceresini çıkarmaya çalışan Halaçoğlu, resmi tarih tezinden taviz vermeyerek ona verilen görevi layığıyla gerçekleştirmişti.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Son olarak Kayseri’de Dadaloğlu Şenlikleri’nde ‘Türk Tarihi ve Kültüründe Avşarlar’ konulu sempozyuma katılan Yusuf Halaçoğlu, Kürtler ve Kürt Alevileri hakkında açıklamalarda bulunmuştu. <span> </span>Halaçoğlu, Türkiye’de yaşayan Kürtler’in Türkmen kökenli, Kürt Alevileri’nin ise ’Ermeni kökenli’ olduğunu iddia etmişti:</p>
<p class="MsoNormal"><em>&#8220;Araştırmalarımızda Kürt diye bildiğimiz insanların aslında yapısal olarak ’Türkmen asıllı’ olduğunu, Kürt Alevi olarak bilinen vatandaşların ise ‘Ermeni kökenli’ olduğunu gördük. Ülkeyi bölmeye çalışan ‘TİKKO ve PKK’ terör örgütlerinin içinde yer alan insanların birçoğu Ermeni dönmesi Kürtlerden oluşuyor. TİKKO ve PKK hareketi bizim bildiğimiz gibi Kürt hareketi değildir.”</em></p>
<p class="MsoNormal">Bu provakatif çıkışları geçmişimizde de çok görmüştük. Örneğin Hrant Dink’in öldürülmesi üzerine, halkların kardeşliği adına şovenizme karşı çıkmak isteyen yüz binler sokaklara dökülmüştü. Burjuvazinin resmi millet ve ırk anlayışını kabul etmeyen ve demokratik bir Türkiye için bu faili meçhule sessiz kalmayan halkımız “Hepimiz Ermeniyiz” diyerek Hrant Dink’e ve diğer Türk-Sünni siyasi sömürüsüne ve asimile edilmek isteyen diğer halklara destek olmuştu. Fakat bunun arkasından basının karşısına geçen Halaçoğlu şu niteliksiz konuşmayı yapmıştı:</p>
<p class="MsoNormal"><em>Dink’in cenazesinde Hepimiz Ermeni’yiz diyenler, aslında belli bir ideolojinin mensupları olduklarını ortaya koydular. 40 bin kişiydi, 50 bin kişiydi, ama bunlar çok iyi örgütlenmişlerdi. Sanki bu ölüm onlar tarafından önceden biliniyormuş gibi bir tavır takındılar, hemen sloganlar hazırdı. Ondan sonra elde kafa biçiminde hazırlanmış pankartlar hazırdı ve böylece topluluk sayısı bu pankartlarla epeyce fazlalaştırılmıştı, elde tutulan siyah baş şeklindeki pankartlarla birdenbire sayı 40 binlerden 80 binlere çıkarıldı böylece. Bunlar da önceden hazırlanmıştı.”</em></p>
<p class="MsoNormal">Bu savlar şovenist düşüncenin sığlığını göstermesi bakımından önemlidir. Geçmişten bugüne her muhalif hareketi “terörist” etiketiyle tecrit etmek isteyen resmi ideoloji, halkların kardeşliği için çarpan bir yüreğin katledilmesine karşı kenetlenen yüzbinleri de “karanlık bir ideolojinin” üyeleri olarak göstererek hükümsüzleştirmeye çalışmıştı. Bu açıklamaları kabul etmeyen ve halkların kardeşliğini savunan kitleler yanı sıra, Kürt vatandaşlarımızda bu açıklamaya karşı seslerini yükseltmişlerdi. <span> </span></p>
<p class="MsoNormal">Geçmişte defalarca akıl dışı ve niteliksiz bir çıkış yapan Halaçoğlu’nun hala profösör olması da ayrı bir paradokstur.<span> </span>“Türkiye’de Kürt yoktur” diyen, Ermeni kardeşlerimize “dönme” diyen ve bir çok bilim dışı açıklamalar yapan Halaçoğlu’nun görevden alınması kuşkusuz önemli bir gelişmedir fakat yerine gelecek kişilerde burjuvazinin yetiştirdiği bir kişi olacağını da unutmayalım.</p>
<p class="MsoNormal">Egemenler amaçları için Halaçoğlu’nu kullanmış ve işleri bitince onu buruşturup çöpe atmıştır.</p>
<p class="MsoNormal">Tarih biliminin objektif verilerini ölçü alarak bilimsel tespitler yapmaktır. Kuruluş biçimi ve kurulduğu günden bu yana yaptığı çalışmalar incelendiğinde TTK görevlendirilmiş bir kurum niteliğini yansıtmaktadır.</p>
<p class="MsoNormal">TTK, 12 Eylül Askeri darbesi sonrası bilimsellikten çok uzaklaşmış bulunmaktadır. Bilim insanlarının görevi yazılı kanunlar çerçevesinde tarihi yorumlayıp, resmi ideolojiye uygun belirlemeler yapmak değil, evrensel hukuk çerçevesinde bilimsel gerçekleri tespit edip savunmaktır.</p>
<p class="MsoNormal"><strong>Nikbinlik Gazetesi Editörü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/25/yusuf-halacoglunun-miladi-doldu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Günay bizi kandırıyor</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/16/ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/16/ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 07:28:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=401</guid>
		<description><![CDATA[Pina Yarımadası’nın talanına devlet tarafından nasıl teşhir verildiğini gazetemizde defalarca teşvik etmiştik. Kuşkusuz sesimiz şu an kamuoyunda gür sesle çıkamasa da, gazetecilik ahlakımız gereği halkımıza yapılan haksızlıkları ve coğrafyamıza yapılan yağma girişimlerini teşhir edeceğiz ve bunların sonlandırılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Pina Yarımadası’na yapılan doğal katliamlar münferit bir olay değildi. Fakat bu güne kadar bu kadar alenen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/07/16/ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-400" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 4px; margin-right: 4px;" title="ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/07/ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor.jpeg" alt="" width="300" height="209" /></a>Pina Yarımadası’nın talanına devlet tarafından nasıl teşhir verildiğini gazetemizde defalarca teşvik etmiştik. Kuşkusuz sesimiz şu an kamuoyunda gür sesle çıkamasa da, gazetecilik ahlakımız gereği halkımıza yapılan haksızlıkları ve coğrafyamıza yapılan yağma girişimlerini teşhir edeceğiz ve bunların sonlandırılması için mücadelemizi sürdüreceğiz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Pina Yarımadası’na yapılan doğal katliamlar münferit bir olay değildi. Fakat bu güne kadar bu kadar alenen yapılan bir katliam görülmemiştir. <span id="more-401"></span>Buna ilişkin bir çok haber yaptık. Buna ilişkin bir süreç değerlendirmesi yapmıştık <a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/06/20/pina-yarimadasiin-talanina-devletten-tesvik/ ">Pina Yarımadası’na devletten teşvik</a> haberinde. Bu yüzden aynı şeyleri tekrarlamak istemiyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Hatırlarsanız <a title="Permanent Link: Ertuğrul Günay’ın ardından…" href="http://nikbinlik.com/wp/2008/05/21/ertugrul-gunayin-ardindan">Ertuğrul Günay’ın ardından…</a> adlı haberimizde Ertuğrul Günay’ın ulusal ve yerel basının baskısından kurtulmak için göstermelik bir Bodrum ziyareti yaptığını yazmıştık. Ertuğrul Günay’ın gelişiyle gidişi bir olurken, çözümsüzlüğün devam etmesinin istendiğini bir kez daha görmüştük. Ertuğrul Günay halkın eleştirilerini ve protestolarını görmezden gelerek “yapacağız, edeceğiz” dışında hiçbir şey söylememiz ve hiçbir somut adım atmamıştı.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<blockquote>
<p class="MsoNormal">14/07/2008 tarihinde Radikal Gazetesi’nde Behzat Miser’in yaptığı “Sözünüzün takipçisi olacağız Bakan Günay” haberinde tipik bir politikacı temennilerine yine şahit olduk. Hatta bir itirafı da var Günay’ın:</p>
<p class="MsoNormal">Bunu da itiraf ediyorum; izinsiz, belgesiz denizi doldurmaya kalkmadan önce proje gelse belki de geçerdi. Çünkü oraya bir tesis yapılıyorsa o tesisin bir iskeleye ihtiyacı olacak. Şu anda  “Yasalar arkadan gelir nasıl olsa, Ankara’dan biz işimizi ayarlarız” diyen zihniyet kendi işini zora soktu. Şimdi yaptıklarını düzeltecekler, ondan sonra biz projelerini inceleyeceğiz.</p>
</blockquote>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Kültür ve Turizm Bakanı’mız yapılacak kanun dışı uygulamaya devletin onay verebileceğinden bahsediyor. Bunu bir itiraf olduğunu söylüyor. Sayın Bakanımız kusura bakmayın ama zaten bu Özal Hükümeti’nden beri var olan bir gerçektir. Yüzlerce ağaç katledildikten ve çevre tahribatı yapılıp kıyılar doldurulduktan sonra verilecek izinin nasıl olup olmayacağı artık çok geçmişte kalmış ve işe yaramayacak bir uygulamadır. “İtiraf ediyorum; izinsiz, belgesiz denizi doldurmaya kalkmadan önce proje gelse belki de geçerdi” dedikten sonra aynı konuşmada “şimdi yaptıklarını düzeltecekler, ondan sonra biz projelerini irdeleyeceğiz” diyen Bakan Günay’a sorumuz neden bugüne kadar tüm kamuoyu ve halkımız bas bas bağırırken bu gelişmeleri görmediğidir? Bu kanunsuzluk madem yaptırıma uğrayacaktı, dolgu çalışmaları Muğla Valiliği tarafından durdurulan MNG’ye kıyıyı eski haline getirmesi için 25 Nisan 2008 gününe kadar süre verilmesine rağmen sürenin dolmasına bir gün kala Maliye Bakanlığı’ndan MNG’ye kıyı düzenleme projesi hazırlaması için bir yıl ön izin verildi?</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Bakan Günay burada Radikal’in haberinde topu Maliye Bakanlığı’na atıyor ve “onlar izin verdi” diyor. Kıyıların ve turizm sorunlarının çözücüsü Maliye Bakanlığı mıdır? Heyecanla konuya Çevre ve Orman Bakanlığı’nın da katılımını bekliyoruz. Böyle artık Pina Yarımadası’nda hiçbir çözümün ve yaptırımın olmayacağına garanti verebileceğiz.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Başlıkta da belirttiğimiz gibi zenginlerin menfaatlerine göre şekillenen yasaların bile uygulanabilirliği olmadığı ülkemizde, yapılan yanlışların üzeri bir bir örtülüyor ya da bürokrasi içerisinde çözümsüzlüğe terk ediliyor. Kesilen ağaçlar ve yağmalanan topraklarımız/denizlerimiz &#8220;kim vurduya&#8221; gidiyor. Sonuç olarak tablomuz aşağıdaki gibi oluyor:</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal"><img class="alignnone" style="border: 4px solid black;" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/07/pina-agac-katliami.jpg" alt="" /></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/16/ertugrul-gunay-bizi-kandiriyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>2 Temmuz katliamının hesabı verilecek!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/01/2-temmuz-katliaminin-hesabi-verilecek/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/01/2-temmuz-katliaminin-hesabi-verilecek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:56:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=389</guid>
		<description><![CDATA[Acının ve öfkenin 15. yılını geride bırakıyoruz. 33 aydın ve yazarımızla birlikte 2’de otel emekçisinin katledildiği kara gün 2 Temmuz’da ülkemizdeki ilerici, demokrat güçler, yaşananların hesabını sormak için yeniden alanları dolduracak, katliamdan sorumlu devlet görevlilerinin ve bütün bunları yaratanların gericiliği ve şovenizmi tekrar halkımıza anlatılacak. Burjuvazi bu karanlık katliamı bize unutturamayacak!

Başından beri burjuvazi, ilericileri, sosyalistleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/07/01/2-temmuz-katliaminin-hesabi-verilecek/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-393" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 4px; margin-right: 4px;" title="sivas_katliami1" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/07/sivas_katliami1.jpg" alt="" width="300" height="235" /></a><span>Acının ve öfkenin 15. yılını geride bırakıyoruz. 33 aydın ve yazarımızla birlikte 2’de otel emekçisinin katledildiği kara gün 2 Temmuz’da ülkemizdeki ilerici, demokrat güçler, yaşananların hesabını sormak için yeniden alanları dolduracak, katliamdan sorumlu devlet görevlilerinin ve bütün bunları yaratanların gericiliği ve şovenizmi tekrar halkımıza anlatılacak. Burjuvazi bu karanlık katliamı bize unutturamayacak!</span></p>
<p><span id="more-389"></span><span><br />
Başından beri burjuvazi, ilericileri, sosyalistleri sindirmek için tüm faşizan yöntemleri kullandı. Çok kültürlü toplumumuzu birbirine düşman etmek için elinden geleni yaptı. Aynı topraktan yiyen, aynı gökyüzünden soluyan Anadolu halklarına Türk-Sünni-Hanefi anlayışını dayattı. Türk-İslam sentezini resmi din olarak pompalayan egemenler kendisinden olmayanlara karşı katliamlar düzenledi. Sivas bunlardan sadece birisiydi ve belki de en vahşi olanıydı. Burjuvazi, Alevi toplumunun haklarını ve taleplerini kabul etmediği gibi, onları kendi topraklarında bu tip kışkırtmalara başvurarak halkların birbirine düşmesini sağladı. Emekçi kesimlerin, günlük ve sınıfsal sorunlarını unutmasını isteyen, halklar arasında yapay sorunlar ve düşmanlıklar üreten sistem, asıl mesele olan sömürüyü unutturarak, kendi egemenliğini sürdürmek için gerektiğinde insanların yakılarak öldürülmesinden memnun dahi olmuştur.</span></p>
<p><strong>Bir kültür-sanat şenliğinden katliama dönüşen tarih: 2 Temmuz</strong><br />
1978’den beri geleneksel olarak yapılan Banaz Pir Sultan Abdal Şenliği için 1993’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, dönemin tüm ilerici demokratik unsurlarına ve Alevi örgülerine bir çağrıda bulunarak organizasyonu merkezleştirmek istediklerini ve bu şenlikte herkesin emeğinin geçmesini istemişti.</p>
<p>Bu sırada dinci-yobaz topluluklar böylesine barışçıl ve kültürel bir şenliğe karşı 6-7 Eylül Katliamı ve Çorum-Maraş Katliamı gibi tahrik edilerek burjuvazi tarafından provoke edildi. Gazete ilanları ve elden ele dağıtılan bildirilerle Sivas’taki yobazlar harekete geçirildiler. Şeriatçı kesimler “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı ve altında “Müslümanlar” imzası olan ırkçı ve mezhepçi bildiriler dağıttılar. Bu bildiride şöyle yazmaktaydı: “Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir. Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: İslâmın Peygamberi’ni ve kitabın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.<br />
Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.”</p>
<p><span><strong>Güvenlik güçleriyle halkı karşı karşıya getirmeyin(!)</strong><br />
Burjuvazi adım adım katliamı örmüştür. Bu bildiri ve söylemlerle galeyana gelen dinci/faşist topluluklar 2 Temmuz 1993’te öncelikle şenliğin yapılacağı kültür merkezine gitmiş, orada öldürecek insan bulamayınca yazarların, sanatçıların kaldığı Madımak Otel’ine yönelmiştir. Burada saatlerce ırkçı ve dinci sloganlar atan yobaz topluluk otelin çevresinde arabaları ateşe vermişti. İş çığırından çıkmasına rağmen kolluk kuvvetleri hiçbir şey yapmadan bekliyorlardı. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yaptığı açıklamada şöyle diyordu: “Güvenlik Güçleriyle Halkı Karşı Karşıya Getirmeyin”…</span></p>
<p><span>Bir ülkenin cumhurbaşkanı katliamın engellenmesine karşı olmuş ve kolluk kuvvetlerinin bu katliama karşı katilleri durdurması engellenmiştir. Burada kastedilen “halk”, şeriatçı yobaz kitlelerdir.</span></p>
<p><span>Önünde hiçbir engel olmayan ve burjuvazi tarafından istedikleri şeyi yapmak için izin verilen ırkçı-yobaz topluluk oteli ataşe vererek içerisinde gencinden yaşlısına, Anadolu kültürüyle birikmiş aydınlarını ve sanatçılarını diri diri yakarak bi vahşet işlemişlerdir. Otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin&#8217;in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin&#8217;in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Dönemim iktidar ortaklarından olan ve Alevi oyların büyük çoğunluğunu alan SHP katliamdan önce ve sırasında hiçbir şey yapmayarak kimlerin safında olduğunu göstermiştir. Egemenler katliamın durdurulmasını önlemiş ve sadece izlemekle kalmıştır.</span></p>
<p><span><strong>Oteli saran “vatandaşlarımıza” bir şey olmamıştır</strong><br />
Katliam anına seyirci kalan ve hiçbir önlem almayan kolluk güçleri büyük bir pişkinlikle bu vahşice katliamı görmezden gelmiştir. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller yaptığı açıklamada: “Oteli saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” demiştir. Oteli saran yobaz katillerin başına bir şey gelmediğini büyük bir başarı gibi sunan Çiller, yardım çığlıkları içinde diri diri yanan ülkenin en birikimli kesimlerinin yanmasına göz yumduğunu açıklamalarında görülmüştür.</span></p>
<p><strong>Sivas’ın ışığı sönmeyecek</strong><br />
Burjuvazi katliamdan sonra sadece 33 kişiye idam cezası vermiş ve bu karar da temyize gitmiştir. Dava süreci devam etmektedir fakat bu katliamın asıl sorumluları hala ülkemizin siyaset odakları gibi gösterilip, saygı duyulan bireyler olarak pazarlanmaktadır.</p>
<p>Sivas’ta yaşanan bu vahşetin hangi amaçlara hizmet ettiği bilinmektedir. Maraş’ta, Çorum’da, 6-7’ Eylül’de, 1 Mayıs’larda, Newrozlarda, 8 Mart’larda yapılanlar ülkemizde hakları için örgütlenen ilerici, demokrat kesimlerin, sömürülmemek için mücadele eden işçi ve topraksız köylülerin köle düzeninde yaşamaları içindir. Burjuvazi barıştan yana, demokrasiden yana, emekten yana tüm odakları kendine bir tehdit olarak görerek, onları fırsatını buldukça katletmek için elinden geleni yapmaktadır. Çünkü bu onun temel ahlâkıdır…</p>
<p>Türkülerin yanmadığını ve Sivas’ın ışığının sönmediğini bir kez daha görüyoruz. Emekten, barıştan, sosyalizmden yana olan ilerici gençler demokrasi ve devrim mücadelesi sürecinde katledilen hiçbir dostu unutmayacak. Nazım Hikmet ustanın “Kerem Gibi” dediği gibi:</p>
<p>“Ben yanmasam<br />
sen yanmasan<br />
biz yanmasak,<br />
nasıl çıkar<br />
karan-lıklar<br />
aydın-lığa.”<em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/07/01/2-temmuz-katliaminin-hesabi-verilecek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Che Guevara 80. Yılında Hala Mücadelemizde Yaşıyor!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/15/che-guevara-80-yilinda-hala-mucadelemizde-yasiyor/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/15/che-guevara-80-yilinda-hala-mucadelemizde-yasiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2008 10:09:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[
Küba devriminin önderlerinden, devrimci kişiliği ile hâlâ yolumuzu aydınlatan, ünlü gerilla, yoldaş Ernesto Che Guevera’yı doğumunun 80. yılında saygıyla anıyoruz.

 Yaşamının ilk yılları, motosiklet günlüğü 
Ernesto Guevera 14 Haziran 1928 yılında Arjantin’de beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak doğdu. Okumayı çok seven Ernesto’nun en sevdiği yazarlar arasında Şili’li ünlü şair Pablo Neruda ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="baslik_tasiyici">
<div id="etkilesim"><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/06/15/che-guevara-80-yilinda-hala-mucadelemizde-yasiyor/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-352" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="che-fidel" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/che-fidel.jpg" alt="" width="300" height="234" /></a>Küba devriminin önderlerinden, devrimci kişiliği ile hâlâ yolumuzu aydınlatan, ünlü gerilla, yoldaş Ernesto Che Guevera’yı doğumunun 80. yılında saygıyla anıyoruz.</div>
</div>
<p><span> <strong>Yaşamının ilk yılları, motosiklet günlüğü </strong><br />
Ernesto Guevera 14 Haziran 1928 yılında Arjantin’de beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğu olarak doğdu. Okumayı çok seven Ernesto’nun en sevdiği yazarlar arasında Şili’li ünlü şair Pablo Neruda ve Jack Londan da bulunuyordu.</span></p>
<p><span id="more-351"></span></p>
<p><span>Üniversite eğitimine bir tıp öğrencisi olarak başlayan Guevara bir süre sonra yakın dostu Alberto Granada ile çıktığı “motosiklet yolculuğu” sonrasında hayatının dönüm noktasını yaşadı. Latin Amerika’yı bir uçtan bir uca motosikletle geçmeyi planladıkları yolculuk sırasında genç Ernesto, Latin Amerika halkının yoksulluğunu ve onlara uygulanan baskıyı gördü. Yaşanan bu ekonomik ve sosyal eşitsizliğin tek çözümünün devrim olduğunu düşündü. Marksizm’den etkilenmeye başladığı ve İber Amerika’yı kurmayı düşündüğü ilk süreç bu dönem oldu. Yaşadıkları talihsizlikler dolayı yolculuklarını tamamlayamayan Ernesto ve Granada’nın yolları da uzun yıllar boyunca ayrıldı. Arjantin’e geri döndü, tıp eğitimini tamamladı ve Latin Amerika yolculuğuna kaldığı yerden devam etti.</span></p>
<p><strong>Guatemala ve Fidel’le ilk bağlantılar</strong><br />
Latin Amerika yolculuğuna Bolivya, Peru, Ekvador, Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras ve El Salvador’dan Guatemala’ya geçerek devam eden Ernesto, kendini bir devrimci olarak yetiştirmek için burada bir süreliğine kalmaya karar verdi.</p>
<p>Guatemala’da kaldığı süreç boyunca Fidel’le bağlantıları bulunan bir grup Kübalı sürgünle iletişim halinde oldu. Komünist Gençliğin örgütlediği silahlı milislere katıldı ancak milislerin bir türlü harekete geçememesinden dolayı sadece çok kısa bir süre burada kaldı.</p>
<p>Guatemala’daki Arbenz hükümetinin CIA destekli bir darbeyle devrilmesinden sonra Arjantin konsolosluğuna sığındı ve oradan Arjantin’e geçti.</p>
<p>Ayrıca İspanyolca “hey”, “dostum” gibi anlamları olan “Che” lakabını ilk kez kullanılması Guatemala’da kaldığı süreçte olmuştur.</p>
<p><strong>26 Temmuz Hareketi ve Küba Devrimi</strong><br />
Meksika’ya geçtikten sonra Kübalı sürgünlerle tekrar iletişim kuran Che, kısa bir süre sonra kendisini kardeşi Fidel’le tanıştıracak olan Raul Castro ile bu süreçte karşılaştı. Fidel’le tanıştığı ilk andan itibaren ondan inanılmaz etkilendi ve faşist Küba diktatörü Batista’yı devirecek olan 26 Temmuz Hareketi’ne katıldı. Gerilla savaşı boyunca Che cesareti, zekâsı ve askeri yeteneği ile yoldaşlarının beğenisini kazandı ve onların gözünde bir “comandante” olmayı başardı.</p>
<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/havanaya-giris.jpg"><img class="alignright alignnone size-full wp-image-356" style="float: right; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="havanaya-giris" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/havanaya-giris.jpg" alt="" width="300" height="444" /></a>Birkaç sene süren savaş sonrası Batista Dominik Cumhuriyeti’ne kaçtı ve M-26-7(26 Temmuz Hareketi) kuvvetleri Havana’ya girdi. Artık Küba’da devrim başlamıştı. Devrimin başlamasıyla birlikte Che “doğuştan Küba vatandaşı” sayıldı. Hapishane komutanlığından Sanayi Bakanlığı’na kadar birçok yerde Küba için çalıştı. 26 Temmuz Hareketi, devrimden sonra Küba’daki devrimci gruplarla birleşerek Küba Sosyalist Devrimi Birleşik Partisi’ni kurdu. Bu parti 1965’te Küba Komünist Partisi’ne dönüştü.</p>
<p><strong>Bolivya’ya geçişi ve katledilişi</strong><br />
Çeşitli ülkelerde denediği başarısız gerilla savaşı deneyimlerinden sonra Che, Bolivya’daki gerilla birliklerini yetiştirmek üzere Bolivya’ya geçti. Burada yaklaşık elli kişiden oluşan gerilla birlikleriyle Bolivya düzenli ordusuna karşı bazı başarılar elde etti. Ancak bu başarıları uzun süre devam edemedi çünkü ABD Bolivya’daki isyanı bastırmak için CIA ve diğer ajanlarını Bolivya’ya göndermişti.</p>
<p>Bir muhbirin Che’nin gerilla kampının yerini bildirmesi üzerine kamp kuşatıldı ve Che Sarabia ile birlikte devriyede gezerken yakalandı. Yakın bir köydeki bir okula götürüldü ve ertesi gün öldürüldü.</p>
<p>İlerici gençlik Che’nin derslerle dolu yaşamından; başarılarından, hatalarından ve o büyük devrimci coşkusundan öğrenmeye devam ediyor!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/15/che-guevara-80-yilinda-hala-mucadelemizde-yasiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bodrum&#8217;da bu kadar sorun varken, birileri golf oynamak istiyor!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/02/bodrumda-bu-kadar-sorun-varken-birileri-golf-oynamak-istiyor/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/02/bodrumda-bu-kadar-sorun-varken-birileri-golf-oynamak-istiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jun 2008 11:17:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=265</guid>
		<description><![CDATA[Bodrum Yarımadası on yıllardır susuzluk problemi çekmektedir. Ve bu sorun hala net olarak aşılabilmiş değil. Dönemsel olarak geliştirilen bu projeler hala yeterli olmadığı gibi, her sene etkisini gösteren Küresel Isınma karşısında Bodrum&#8217;lular su sorununun daha da arttığını görmekteler. Bazı bölgelere hala tazyiki düşük su verilmektedir. Hatta geçen sene bu dönemlerde Turgutreis ve Bodrum merkezinden susuzluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/06/02/bodrumda-bu-kadar-sorun-varken-birileri-golf-oynamak-istiyor/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-267" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="golf1" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/golf1.jpg" alt="" width="300" height="242" /></a>Bodrum Yarımadası on yıllardır susuzluk problemi çekmektedir. Ve bu sorun hala net olarak aşılabilmiş değil. Dönemsel olarak geliştirilen bu projeler hala yeterli olmadığı gibi, her sene etkisini gösteren Küresel Isınma karşısında Bodrum&#8217;lular su sorununun daha da arttığını görmekteler. Bazı bölgelere hala tazyiki düşük su verilmektedir. Hatta geçen sene bu dönemlerde Turgutreis ve Bodrum merkezinden susuzluk yüzünden haftanın belirli günlerinde su kesimleri yapılmıştı.</p>
<p><span id="more-265"></span></p>
<p><!--[if gte vml 1]><v:shapetype id="_x0000_t75" coordsize="21600,21600"  o:spt="75" o:preferrelative="t" path="m@4@5l@4@11@9@11@9@5xe" filled="f"  stroked="f"> <v:stroke joinstyle="miter" /> <v:formulas> <v:f eqn="if lineDrawn pixelLineWidth 0" /> <v:f eqn="sum @0 1 0" /> <v:f eqn="sum 0 0 @1" /> <v:f eqn="prod @2 1 2" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="prod @3 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @0 0 1" /> <v:f eqn="prod @6 1 2" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelWidth" /> <v:f eqn="sum @8 21600 0" /> <v:f eqn="prod @7 21600 pixelHeight" /> <v:f eqn="sum @10 21600 0" /> </v:formulas> <v:path o:extrusionok="f" gradientshapeok="t" o:connecttype="rect" /> <o:lock v:ext="edit" aspectratio="t" /> </v:shapetype><v:shape id="_x0000_i1025" type="#_x0000_t75" alt="" style="width:.75pt;  height:.75pt" mce_style="width:.75pt;  height:.75pt"> <v:imagedata src="file:///C:\DOCUME~1\SAVA~1\LOCALS~1\Temp\msohtml1\01\clip_image001.gif" mce_src="file:///C:\DOCUME~1\SAVA~1\LOCALS~1\Temp\msohtml1\01\clip_image001.gif"   o:href="http://nikbinlik.com/wp/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" /> </v:shape><![endif]--><!--[if !vml]--><!--[endif]-->Bodrum&#8217;da son yıllarına doğal ve çevre güzelliği olan alanların belirli sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi ve kanunlara uymayan yöntemlerle yapılan imarlar, kıyılarda koşullanan balık çiftlikleri, sahillerin ranta açılması gibi birçok &#8220;cinayet&#8221; işlenmiştir. Ve bu cinayetlere kamu kuruluşları sessiz kalmıştır. Bodrum belki gündeme ancak gelen 2006&#8242;da ‘Beyaz Evler Operasyonu’yla çalkalanmıştı. Yarımadada üç belediyede eşzamanlı operasyon yapılmıştır. ‘Rüşvet karşılığı kaçak ve imar planına aykırı yapılaşmaya izin vermek’ le suçlanan 145 kişi tutuklanmıştır. Diamond kaçak otel dikilmiştir. Diamond kaçak oteli (8 katlıdır) bir anda &#8220;resmi&#8221; statüye kavuşturulmuştur. (Hala mahkemesi sürmektedir.) Bodrum&#8217;da birçok yakılan yer ranta ve imara açılmıştır. Bodrum Gümbet&#8217;te bir otel patronu &#8220;manzarayı örtüyor&#8221; diye asırlık okaliptüsleri keyfi bir yöntemle kesmiştir. Bodrum&#8217;un antik surları ve kaya mezarları olan sit alanları, bir anda sit alanı statüsünden çıkarılıp alışveriş merkezlerinin insafına bırakılmıştır. Birçok otel ve restoran plajları çevirerek işgal etmiş ve bu uygulama hala birçok yerde devam etmektedir. Yakılan ormanlara ağaçlandırılma yapılmadığı gibi birçok bölgede üzerlerine otel dikilmekte ve hatta patronların kâr hırsı yüzünden gözleri doymamış olsa gerek ki, denize dolgu yapılmaktadır. Kıyılar balık çiftliklerine yasal olmayan şekillerde açılıp kirletilmektedir. Birçok otel tuvalet pisliklerini denize akıtmaktadır&#8230;</p>
<p><strong>Golf Turizmi Zenginlere Para, Halka ve yaşadığı Çevreye Zarar Verir!</strong></p>
<p>Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat bu kadar hukuksuzluk karşısında belki Bodrum&#8217;un son güzellikleri de yok edilmeye devam ediliyor. Flamingoların göç yolu üzerinde uğradıkları Tuzla bölgesine Golf sahası yapılmak isteniyor. Bu milyonlarca metreküp suyun golf oynayan zenginlere zevkleri için harcanmasıdır. Hektarlarca alanın, birilerinin zevkine peşkeş çekilmesidir.</p>
<p>Dünyada 2004 yılı itibariyle mevcut golf sahalarının sulanması için günde 1 milyar ton su tüketilmektedir. Bu rakam, tüm dünyada susuzluk çeken insanların asgari su tüketimini karşılayabilecek olan ve BM tarafından tespit edilmiş asgari rakamla eşittir. Yapılacak olan bir golf sahası yılda hektar başına ortalama 10.000 ile 15.000  m3 suya ihtiyaç duyar. Diğer bir deyişle 100 hektarlık bir golf sahasının bir yılda tüketeceği su miktarı yaklaşık 1 milyon m3&#8242;tür. Bu da 12.000 nüfuslu bir yerleşimin ortalama yıllık su tüketimine eşittir.</p>
<p>Ülkemiz, kişi başına ortalama yıllık 1500 m3&#8242;lük kullanılabilir su miktarı ile su fakiri bir ülkedir. ABD gibi kişi başına yıllık kullanılabilir su miktarının 16.000 m3 olduğu ülkelerde bile, golf sahalarının su kaynakları ve doğa üzerine olumsuz etkileri tartışılırken, Türkiye&#8217;nin bu konuda çok daha dikkatli olması gerekmektedir. Bu açıdan yapılacak her golf sahası hem doğadaki suyu golfa yönlendirerek doğal yaşamı bozacak hem de su kaynaklarımızı hızla tüketecektir.</p>
<p>Bir hektarlık bir golf sahası için yılda toplam 21 kilo kimyasal ilaç kullanılmaktadır. Bu rakam çevreye verdiği zararı düşünülünce, oldukça ürkütücüdür.</p>
<p><img class="alignright alignnone size-full wp-image-268" style="float: right; margin-left: 5px; margin-right: 5px; border: 4px solid black;" title="golf-turizmi-paneli" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/golf-turizmi-paneli.jpg" alt="" width="302" height="400" />Golf alanlarındaki çimler sporun gereği olarak belirli bir boyda tutulmalıdır. Bu nedenle bitki fotosentez yapamamakta ve bitkinin ihtiyacı olan besin gübreleme yoluyla bitkiye verilmektedir. Bu nedenle bir golf alanı için kullanılan gübre miktarı, hektar başına bir tarım alanında kullanılan gübre miktarından çok daha fazladır. Kimyasal gübrelerin aşırı kullanıldıklarında çevreye ve yeraltı sularına verdikleri telafisi mümkün olmayan zararlarsa bilinmektedir.</p>
<p>Dünya genelindeki bu zararların yanında kıyı bölgelerindeki ormanlarımız ile doğal yaşam alanlarının golfe kurban edilmesi başlı başına bir çevre felaketidir. Ormanlarımız golf için hızla kesilirken, su, gübre ve ilaçlama yoluyla golf alanları tüm dünyada çevre için büyük tehditler oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu bilimsel gerçekleri reddeden ve toplumun yaptığı konferanslarla bilinçsiz halkın kafasını karıştıran sermaye grupları, bizim gözlerimizin içine baka baka halkı uyutmaya çalışmaktadır. Son süreçte Bodrum&#8217;a yönelik Golf Sahası operasyonları için bazı paneller düzenlenmeye başladı. Bodrum Yarımadası Sanayici ve İş Adamları Derneği (BOYSİAD) Azka Otel&#8217;de &#8220;Golf Turizmi ve Çevre&#8221; konulu panel düzenledi. Panele TGF Başkanı Ahmet Ağaoğlu, Antalya Golf Kulübü Direktörü Uğur Budak, Antalya Golf Kulübü Ziraat Mühendisi Ahmet Çağıl ve Tuzla Sulak Alanı yakınlarındaki Vita Park Golf Kulübü Kurucusu Dr. Gürol Büyük konuşmacı olarak katıldı.</p>
<p>Panelde ilk sözü Türkiye Golf Federasyonu Başkanı Ahmet Ağaoğlu aldı. Sunumunda sık sık rakamlardan yararlan ve üslubu bazı dinleyiciler tarafından eleştirilen Ağaoğlu, Türkiye’nin turizm gelirlerini, gelen turist sayılarını ve dünyadaki sıralamalarını tablolar olarak sundu. Daha sonra dünyadaki golf turnuvalarını, gelirlerini ve yarattığı istihdamları anlatan Ağaoğlu, bu turnuvaların UEFA’dan daha büyük bütçeli organizasyonlar olduğunu söyledi. Golfün aristokrat sporu olarak anılmasını da eleştiren Ağaoğlu, “ Che Guevera da Fidel Castro da golf oynamıştır. Golfü halktan koparmanın anlamı yok” diye konuştu.</p>
<p>Golfü halktan koparmanın bir âlemi yok diyen Ağaoğlu, bize golf oynayan halktan örnekler verirse mutlu olacağız. Ağaoğlu çevrecilerin ve ilercilerin karşısında aciz düşerek, golfü bir anda &#8220;halk sporu&#8221; ilan ediyor. Buna kaçımız inanabilir? Araçları ve alanlarıyla astronomik para harcanan bu sporu ülkemizdeki emekçiler nasıl oynayabilecekler. Onlarca saat çalışan ve ceplerine ortalama asgari ücret düşen halkın büyük bir çoğunluğunun bırakın golf oynayacak parası, zamanı bile yok. Bu halkla dalga geçmekten başka bir şey değildir. Eğitim, sağlık ve ulaşımın ücretsiz olduğu, halkın &#8220;ücretli emek sömürüne&#8221; tabi tutulmadığı sosyalist bir Küba, bırakın da golf oynasın. Çünkü oradan zengin ve fakir ayrımı yok. Herkesin evi ve işi var. O küçücük adada insanlar &#8220;insan&#8221; gibi yaşıyorlar.</p>
<p><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-269" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="ahmet-agaoglu" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/06/ahmet-agaoglu.jpg" alt="" width="250" height="166" />“Burada inşa edilecek 6 golf sahası Bodrum’ un bütün değerlerini alt üst edecekse yapılmasın zaten. Ama Bodrum’ da çevreye bu kadar duyarlı kesim varken Bodrum’ un çevresel sorunlar yaşamadığını söylemek mümkün mü?” diyen Ağaoğlu, “ Her şeye rağmen karışıyım derseniz birisi de çıkar ben her şeye rağmen yaparım der, işin içinden çıkamazsınız. Golf sahaları yapılacaktır, doğru yerlere yapılacaktır, ihtiyaçlar doğrultusunda yapılacaktır. Çevreye saygılı yapılacaktır.&#8221; diyor. Çevreye zarar verdiği defalarca bilimsel olarak kanıtlanmış bir projeye hala &#8220;çevreci&#8221; diyen Ağaoğlu, sermayeden aldığı kuvvetle &#8220;yapılacaktır&#8221; diyerek külhanbeyi tavrını göstermiştir.</p>
<p>Sınırları içinde golf sahası bulunacak olan Çamlık&#8217;ta yaşayan Ayhan Eyikoçak, görüşlerini şöyle açıkladı: “ Tamamen paraya odaklı girişim. Ben bunu çok sakıncalı buluyorum. Manevi boyutu ise… Sadece doğada yürüyüş ise konu, sağlık ise, golf sahası yapılmadan da olur. Golfün getirisi sadece maddiyatsa götüreceği şeyleri de söyleyen birileri olsun isterdim. Bu ülkenin hem doğal hem kültürel değerleri var. Eğer turizm yapılacaksa bu ülkenin değerleri ön plana çıkarılmalı. Şu an parayı yönelik bu bakış açısı beni insan olarak utandırıyor. Golfe karşıyım çünkü amacın sadece para kazanmak olduğunu düşünüyorum. İkincisi, doğaya vereceği zararın boyutu çok büyük. Binlere varan bitki ve yüzlerce kuş türü var bu bölgede. Uzmanlar söylüyor bunu. Mikroorganizmalara kadar düşünmek zorundayız. İşadamları adım atarken nelere, ne kadar zarar verdiğini düşünmelidir. Sadece parayı değil… ”</p>
<p><strong>Nikbinlik Gazetesi Editörü</strong></p>
<p class="MsoNormal">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/06/02/bodrumda-bu-kadar-sorun-varken-birileri-golf-oynamak-istiyor/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Günay&#8217;ın ardından&#8230;</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/05/21/ertugrul-gunayin-ardindan/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/05/21/ertugrul-gunayin-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 May 2008 09:00:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[HABER]]></category>

		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=232</guid>
		<description><![CDATA[Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay geçtiğimiz günlerde Bodrum&#8217;a helikopterle gelerek küçük bi gezi yaptı. Bodrum&#8217;da bazı incelemelerde bulunduğu söylenen Bakan Günay, Bodrum&#8217;un yerel sorunlarıyla ilgili Demokratik Kitle Örgütleri ve Bodrum halkıyla konuşmadan gitti. Bodrum halkına koruma duvarı ören Günay, halkın en ufak tepkisini bile hazmedemediğini, halkın protesto gösterileri düzenleyeceğini bildiği için, gezi programını 6 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/05/21/ertugrul-gunayin-ardindan/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-233" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="r_20071017160459_turizm_bakani" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/05/r_20071017160459_turizm_bakani.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a>Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay geçtiğimiz günlerde Bodrum&#8217;a helikopterle gelerek küçük bi gezi yaptı. Bodrum&#8217;da bazı incelemelerde bulunduğu söylenen Bakan Günay, Bodrum&#8217;un yerel sorunlarıyla ilgili Demokratik Kitle Örgütleri ve Bodrum halkıyla konuşmadan gitti. Bodrum halkına koruma duvarı ören Günay, halkın en ufak tepkisini bile hazmedemediğini, halkın protesto gösterileri düzenleyeceğini bildiği için, gezi programını 6 kez değiştirerek gösterdi. <span id="more-232"></span>Bodrum&#8217;da zanginlerin kişisel zevki için tolarca suyu boşa akıtacak ve canlı yaşamını tehdit edecek golf sahaları hakkında hiç yorum yapmayan, Bodrum ve diğer deniz sahillerindeki deniz canlılığını ve kıyı insan yaşamını mahfeden balık çiftlikleri hakkında çözüme yönelik hiçbir açıklama yapmayan, eksik altyapı ve çirkin yapılaşma hakkında yorum bile yapmayan, 5. Kat için yapılan yasal düzenlemeler hakkında somut bir uygulamaya gidileceğini açıklamayan, rant guruplarına hizmet eden Turizm Teşvik yasası ve imar planı hakkında &#8220;olmalı, yapılmalı, etmeli&#8221; gibi yuvarlak cevaplar veren Bakan Günay, Bodrum halkını hüsrana uğratırken, desteklediği patronlar ve zengin sınıflar için olumlu gelişmelerle makamına döndü.</p>
<p>Bodrum sorunlarını bizzat yaratan Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu sorunlara yönelik daha da teşvik edici uygulamalarıyla Bodrum Yarımadasını tüm Türkiye&#8217;ye yaptıkları gibi zenginlerin kâr hesaplarına meze yapmaktadır. Bundan önceki hükümet dönemindeki Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu&#8217;da buna benzer bir ziyaret yapmıştı ve Ertuğrul Günay&#8217;ın dediklerinden fazla bir şey söylememişti.</p>
<p>Her geçen gün AKP hükümetleri Bodrum&#8217;un çevre sorunlarına çözüm üretmediği gibi, bizzat çıkarılan yasalarla ve Bakanlığın verdiği Bodrum Kültürünü bitiren yasalarla, Bodrum&#8217;u bitiriyor, yok ediyor. Erkan Mumcu ve Ertuğrul Günay temsil ettikleri sınıfların hizmetini layıkıyla yapmaktadırlar. Yukarıda yazdığımız ve gazetemizde defalarca haykırdığımız bu sorunların çözümüne yönelik hiçbir katkı yapmayan hükümet ve onun bakanlığı, Bodrum yaşamını ve ekolojik dengesini sermaye gruplarına peşkeş çekerek Bodrum halkının öfkesini artırmaktadırlar.</p>
<p>Ne Bodrum halkı ne de doğal güzelliği satılık değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://nikbinlik.com/wp/2008/05/21/ertugrul-gunayin-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Taksim emekçiye umut, burjuvaziye kâbus oldu!</title>
		<link>http://nikbinlik.com/wp/2008/05/02/taksim-emekciye-umut-burjuvaziye-kabus-oldu/</link>
		<comments>http://nikbinlik.com/wp/2008/05/02/taksim-emekciye-umut-burjuvaziye-kabus-oldu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 14:58:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>nikbinlik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<category><![CDATA[İŞÇİ-EMEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://nikbinlik.com/wp/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Tüm İlerici Gençlik Derneği&#8217;nin (TÜM-İGD) 1 Mayıs&#8217;ta yaşanan devlet terörü hakkındaki açıklamasıdır:
İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs&#8217;ta bir tarih daha yazıldı. İşçisinden öğrencisine, liselisinden emeklisine on binler &#8220;Haydi Taksim&#8217;e&#8221; diyerek ülke tarihine bugünden geçen yeni bir direniş yazdılar.
Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;ın ayak takımı olarak nitelendirdiği on binlerce insan hükümete ve tüm egemenlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://nikbinlik.com/wp/2008/05/02/taksim-emekciye-umut-burjuvaziye-kabus-oldu/"><img class="alignleft alignnone size-full wp-image-202" style="float: left; border: 4px solid black; margin-left: 5px; margin-right: 5px;" title="1-mayis-2008-28" src="http://nikbinlik.com/wp/wp-content/uploads/2008/05/1-mayis-2008-28.jpg" alt="" width="300" height="271" /></a><span>Tüm İlerici Gençlik Derneği&#8217;nin (<strong>TÜM-İGD</strong>) 1 Mayıs&#8217;ta yaşanan devlet terörü hakkındaki açıklamasıdır:</span></p>
<p><span>İşçi sınıfının uluslararası birlik mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs&#8217;ta bir tarih daha yazıldı. İşçisinden öğrencisine, liselisinden emeklisine on binler &#8220;Haydi Taksim&#8217;e&#8221; diyerek ülke tarihine bugünden geçen yeni bir direniş yazdılar.</span></p>
<p>Başbakan Tayyip Erdoğan&#8217;ın ayak takımı olarak nitelendirdiği on binlerce insan hükümete ve tüm egemenlere 1 Mayıs 2008 Perşembe günü İstanbul&#8217;da tokat gibi bir yanıt vermiş oldular. Ve eklediler: &#8220;Dikkat edin, ayaklar baş olmaya geliyor!&#8221;<span id="more-201"></span><br />
<span><br />
<strong>1 Mayıs&#8217;a giden yol!</strong><br />
Bütün 1 Mayıs&#8217;larda olduğu gibi bu 1 Mayıs da saatler süren tartışmalı toplantıların, uykusuz geçen gecelerin, emeklerin sonucunda yaratıldı. TÜM-İGD&#8217;li ilerici gençler gelenek olduğu üzere 1 Mayıs çalışmalarına haftalar öncesinde başlamıştı. Her fırsatta &#8220;yolumuz işçi sınıfının yoludur&#8221; diyen ilerici gençler için 1 Mayısın tarihsel ve güncel önemi çok büyük. Bu amaçla dergisinden, afşine, çıkartmasına, kuşlamasına, bildirisine kadar çok farklı araçlar elbirliğiyle üretildi. İlerici gençler işyerlerinde, mahallelerinde, üniversitelerinde, liselerinde hatta evlerinde yaptıkları örgütlenme ve propaganda çalışmalarıyla karşıladılar 1 Mayısı.</span></p>
<p>Bu seneki 1 Mayıs, işçi ve emekçilerin artan yoksulluk ve özelleştirme saldırılarının yanı sıra sosyal güvenlik alanında da yapılan köklü saldırıların altında gerçekleştirdi. Sosyal güvenlik saldırıları 1 Mayısın karakterini de önceden belirledi ve 2008 1 Mayısı Sosyal adalet, eşitlik, demokrasi ve bağımsızlık sloganlarıyla geldi. Hükümetin, 1 Mayısın hemen öncesindeki dönemde yükselen SSGSS karşıtı muhalefet ve AKP’ye açılan parti kapatma davası ile köşeye sıkışması bu 1 Mayısı daha kritik bir hale getirdi.</p>
<p><strong>İstanbul bir gün önce işgal edildi!</strong><br />
Bu koşullar altında iyice pervasızlaşan hükümet, emekçilerin hiçbir talebini kabul etmediği gibi 1 Mayıs kutlamalarının Taksim’de yapılması isteğini de kabul etmedi. Emekçiler dışında herkese açık olan meydanda her türlü kutlama ve etkinliğe izin verilirken 1 Mayıs yasağı sürdürüldü. Bu konuda sendikaların tüm uzlaşma teklifleri bir kenara atıldı ve İstanbul tıpkı 2007 1 Mayısında olduğu gibi kapalı bir hapishaneye döndürüldü. Böylece “marka şehir” İstanbul’un “faşist markalı” bir şehir olduğunu dünya aleme tekrardan ilan etti.</p>
<p>İstanbul’a bir işgal manzarası yaşatmak için hazırlıklara bir gün önceden başlandı bu yıl. Meydanın bütün her tarafı bir gün önceden demir bariyerlerle kapatılarak Taksim meydanı fiilen ortadan kaldırıldı. Geceden itibaren belirli noktalara polis kuvvetleri konuşlandırıldı. 1 Mayıs sabahı kentin belli başlı meydanları başta olmak üzere bütün meydanlar polis kuvvetleri tarafından işgal edildi. Otobüs, tren, metro, vapur seferleri durduruldu. Gün içinde belli saatlerde Taksim’e yaya girişine dahi izin verilmedi. Trafik tamamen felç oldu. İş yerleri açılamadı. Bütün bu hazırlıklar için Elazığ da dahil olmak üzere şehir dışından takviye polis ekipleri getirilirken Öğlen sularında Taksim Gezi Parkı’na askeri birlikler konuşlandırıldı. Medyaya dönük olarak fiili yayın yasakları geliştirildi. Hükümet, işçi ve emekçilerin demokratik haklarını kullanarak gerçekleştirmek istedikleri tamamen barışçıl bir gösteriyi, gösteri ile hiç ilgisi olmayan sıradan vatandaşların dahi hayatlarını çok olumsuz etkileyecek yöntemlerle durdurmaya çalışmaktan hiçbir çekince duymadı. Valilik bütün bunları yaparken “provokasyon istihbaratı” aldıklarını ve hatta “bazı kimselerin silah kullanacağını” duyduklarını belirterek yaptıklarını haklı gösterme telaşındaydı.</p>
<p><strong>Evdeki hesap çarşıya uymadı. Valinin balonunu emekçiler patlattı</strong><br />
Bugün saat 06.30’dan itibaren yaşananlar açık ve net bir devlet terörü olmuştur. Tamamen sivil ve silahsız, çatışma için önceden hiçbir hazırlık yapmayan ve ellerinde sadece pankartları ve bayrakları bulunan kitlere acımasızca saldırılmıştır. Özellikle son bir kaç gün kala &#8220;Sakın ha 1 Mayısa gitmeyin, çok kan akacak!&#8221; diye kendi eliyle provakasyon yaratan devlet suç üsütü yakalanmıştır. Şunu herkez açıkca görmüştür ki. Şayet bugün emekçilerin önüne bu barikatlar kurulmuş olmasaydı tek bir insanın burnu dahi kanamayacaktı. Dolayısıyla egemenler doğrudan bir psikoljik taaruza girişerek büyük olaylar çıkacak balonun şişirdiler. Şişirmeye şişirdiler ama ama o balon bugün kendi ellerinde pataldı. Yüzlerine gözlerine bulaştı. Kimseyi toplatmayacağız, gerkirse DİSK&#8217;i basarız herkezi coplarız, döveriz ve dağıtırız diyen devlet açıkça ilan ettiği zulmün meyvesini dahi toplayamadı. Evet, 1 Mayıs 2008&#8242;de devlet şiddetinin her türlüsü vardı. Vardı ama karşısında kararlı, direngen, inançlı emekçiler, ilerici devrimci gençler de vardı. Bu öyle bir direnişdi ki Okmeydanı&#8217;ndan Tarlabaşı&#8217;na kadar geniş bir hatta hemen hemen bütün sokakalara yayılmış bir kararlılık gösterisiydi. Panzerleri, copları, gazlarıyla saldıran on binlerce çevikkuvet ekibi her adımını attığı sokakta bir direnişle karşılaştı. Kurtuluş Caddesi&#8217;nde, Cihangir&#8217;de, polis barikatları yarıldı. Onbinlerce polis sayıca kendilerinden çol daha az ve silahsız olan devrimcileri yer yer sadece bir iki sokakatan çıkartabilmek için saatlerce uğraştı. Anlaşılan emniyetin onca masrafa girişip adlığı TOMA’ları, panzerleri, biber gazları kararlı ve örgütlü emekçiler karşısında bir kez daha boşa düştü.</p>
<p><strong>Tüm İstanbul 1 Mayıs alanıydı</strong><br />
Valiliğin kenti bir gün öncesinden açık hapishaneye çevirmeye başlamasına karşın işçiler, emekçiler ve aralarında TÜM-İGD, Birlik Dayanışma Hareketi, Ürün Sosyalist Dergi&#8217;nin olduğu ilerici ve devrimci kurumlar da bir gün öncesinden 1 Mayısa başladı. DİSK’in önü ışıklandırıldı ve ses araçları getirildi. DİSK’in çağrısıyla genel merkez binası önünde toplananlar burada sabahladı. Şarkılar, marşlar çalındı. Tuzla Tersanelerindeki iş cinayetlerini konu alan film gösterimi yapıldı. Bina tıka basa dolu olduğu halde binanın önünde de bir kalabalık vardı.</p>
<p>Polisin ilk saldırısı sabah 06.30’da yaşandı. Polis binanın önünde toplanan gruplara panzerden su sıkarak ve biber gazı kullanarak saldırdı. O saatlerde yalnızca DİSK’in önünde bir kitle vardı ve kitlenin dağıtılması önemli bir stratejik hamle olacaktı. Ama bu hesap tutmadı. Polisin saldırısıyla birlikte dağılma değil 1 Mayıs direnişi başlamış oldu. İlk saldırıda DİSK’in içine girmek isteyen polis başta sendika başkanları olmak üzere, polisle göğüs göğse direnenler tarafından engellendi. Bu esnada bazı DİSK yöneticileri gözaltına alındı. Sendika başkanlarına karşı şiddet uygulandı. DİSK’in içine su sıkıldı. Ama tüm bunlara karşın polis’in DİSK’e girme ve oradaki kitleyi boşaltma hayali gerçekleşmedi. Böylece DİSK’in önünde bir toplanma sağlanmış oldu. Gün içersinde polis birçok defa DİSK önündeki kitleye sadırdı. Binayı birçok defa abluka altına aldı.</p>
<p>DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’nin gelmesi ve bu zamana kadar yaşanan saldırılarla ilgili basın açıklaması yapması ve sendika binasına girmesinden sonra bir büyük saldırı daha gerçekleştirildi. Bu saldırıda şiddetin dozunu arttıran polis bina içine de gaz bombası attı. Polis ne yapsa olmuyor, DİSK’in önündeki toplanmayı dağıtamıyordu. Bir kısmı binanın içine giren bir kısmı ara sokaklara çekilen kitle tekrar tekrar DİSK’in önünde toplanıyordu.</p>
<p><strong>Agos önünde de toplanma başlıyor</strong><br />
Saat 09.30 gibi Halaskâr Gazi Caddesi’ndeki Agos Gazetesi civarında KESK ve TÜRK-İŞ kitlesiyle birlikte TÜM-İGD&#8217;liler, Birlik ve Dayanışma Hareketi, Ürün Sosyalist Dergi ve ilerici devrimci kurumların kitlesi toplanmaya başladı. Böylece DİSK önünde toplanan kitlenin dışında yeni bir toplantı daha sağlanmış oldu. Polis bu toplanmayı önlemek üzere de birçok hamle yaptı. İstanbul’un en merkezi meydanlarından biri olan Mecidiyeköy’e hedef gözetmeden panzerlerle daldı ve simit saraylarından duraklara kadar her yere basınçlı suyla saldırdı. Polisin bu saldırısı 1 Mayısçıların öfkesini bilemek, halkın tepkisini çekmek dışında bir işe yaramadı. Sabah saat 08-08.30 civarında yaşanan bu saldırıların ardından 09.30’da toplanma gerçekleştirilmişti.</p>
<p>Polis bu gruba da acımasızca saldırarak dağıttı. Özellikle yoğun gaz bombası kullandı. Ama ara sokaklara parçalar halinde çekilen kitle tekrar tekrar toplanmaya çalışarak saatlerce direnişlerini sürdürdü. Saat sabahın 10.00’nu gösterdiğinde 06.30’da işçiler, emekçiler, ilericiler ve devrimciler tarafından başlatılan direniş bütün bir Şişli’ye yayılmış; Nişantaşı, Bomonti, Feriköy, Fulya’nın sokakları tek tek özgürleştirilerek 1 Mayıs alanı haline dönmeye başlamıştı. İlerleyen saatlerde ise bu semtlere Kurtuluş, Cihangir, Dolapdere, Tarlabaşı, Talimhane, İstiklâl Caddesi de katılmış ve eş zamanlı olarak bütün bölgelerde 1 Mayıs direnen işçilerin, köylülerin, gençlerin, kadınların, aydınların elinde hayat bulmuştu. İşçisi, köylüsü ve öğrencisiyle ülkenin dört bir yanından İstanbul’a gelen ilerici gençler istisnasız tüm direniş bölgelerinde yer alarak TÜM-İGD bayrağını daha da yükselttiler. Birçok noktada defalarca polis birlikleri püskürtülmüş, saatler boyu süren direniş karşısında şaşkına düşen birlikleri takviye etmek amacıyla yeni kuvvetler sahaya sürülmüştü. Bu esnada askeri birlikler de Taksim’de konuşlandırılarak polisin yeni kuvvetlerini sahaya sürmesi sağlandı. İstanbul genelindeki direnişlerde polisi en çok zorlayan bölgelerden biri de Kurtuluş’tu.</p>
<p><strong>Kurtuluş halkından büyük dayanışma</strong><br />
Özellikle devletin binlerce çevik ile sokak sokak girdiği Kurutuluş-Feriköy hattında istisnasız bütün mahallelerde aralarında ilerici gençlerin de olduğu eylemcileri alkışlarla destekleyen halk görülmeye değer bir tablo oluşturdu. Bu arada devrimcilerin direnişi esnasında halka ait işyeri ve araçlara zarar vermeme anaonsları karşısında çevik kuvvetin kimi işyerlerinin camlarını cop ve taşlarla kırıdığı gözlerden kaçmadı. Polisin bu saldırısına karşı sözlü ajitasyon yapan ilerici gençler mahallelilerden yine destek gördü. Kamuoyu bir kez daha gerçek provakatörün kim olduğunu tüm çıplaklağıyla kendi gözleriyle görmüş oldu.</p>
<p>Buradaki çatışmalarda polis birçok defa geri püskürtüldü. Bir türlü hâkimiyeti sağlayamayan polis Mecidiyeköy’den destek birlikler getirerek kontrolü sağlamaya çalıştı.</p>
<p>Gün boyu yaşanan çatışmalarda dört arkadaşımız hafif yaralanırken bir arkadaşımız da gözaltına alındı. Gözaltına alınan arkadaşımız kimlik tespitinden sonra serbest bırakıldı.</p>
<p><strong>AKP halka hesap verecek!</strong><br />
Saat 11.30’da DİSK binasının önünde DİSK, KESK, TTB, TMMOB başkanları ve TÜRK-İŞ Genel Sekreterinin katıldığı bir basın açıklaması yapılarak, egemenlerin provokasyonunun bütün bir İstanbul’u savaş alanına çevirdiğini söylendi. Bu durum karşısında her yerin Taksim’e çevrildiği belirtilerek “Her yer Taksim olmuştur!” diye belirtildi. AKP’nin gerçek yüzünün bir kez daha ortaya çıktığı, emekçi düşmanı yüzünün iyice teşhir edildiği anlatıldı. AKP’nin bu tutumunun hesabının mutlaka sorulacağı vurgulandı. Konuşmanın ardından İstanbul genelinde toplanmış kitleye dönük olarak birkaç noktada daha basın açıklaması yapılıp eylemlerin sonlandırılacağı açıklandı. Agos’un önünde de bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Bu açıklamalara rağmen İstanbul genelindeki 1 Mayıs direnişleri akşam saatlerine kadar sürdürüldü.</p>
<p><strong>Sonuç</strong><br />
İşçiler, emekçiler, gençler, kadınlar&#8230; tüm 1 Mayıs katılımcıları daha şimdiden tarihe geçmiş bir 1 Mayıs yaratarak tarih yazdılar. İşçi sınıfımızın ve emekçi halkımızın ne denli büyük bir gücü olduğu herkese duyurulmuş oldu. Kendi kentini adeta işgal eden ve kenti yarı açık bir cezaevine döndüren hükümet ve egemenler siyasi olarak mahkûm oldular. Tamamen barışçıl bir eylem yapmak isteyen, demokratik haklarını kullanmak gibi en doğal haklarını kullanan ve öncesinde tüm uzlaşma koşulları için samimi ve sorumlu bir şekilde hükümetle görüşen bazı konularda esneklik gösteren kitlelerin üzerine bir düşman kuvveti gibi saldırarak halka nasıl bir gözle baktıklarını bir kez daha ortaya koydular. Böylece normal şartlar altında hiçbir sorunla karşılaşılmadan tek güzergâh üzerinden gerçekleştirilmesi plânlanan 1 Mayıs mitingi onlarca hat üzerinde saatler boyu direnerek gerçekleştirildi. Polis gerçekleştirdiği saldırılarda hedef gözetmedi ve bazı işyerlerinin camlarını kırdı, panzerlerle su sıkarak kimi işyerlerini maddi zarara soktu.</p>
<p>Uyguladıklar kör şiddete rağmen istedikleri sonuçları sağlayamadılar. Tüm noktalarda karşılarında işçileri, emekçileri, işçisi-köylüsü-öğrencisiyle gençliği, kadınları, ilerici ve devrimci kurumları buldular. Bunların direnişi karşısında çok defalar çaresi