//

MAKALE

Çocuklar eğlenmek istiyorlar, zulüm görmek değil!

Biliyoruzki 23 Nisan TBMM’nin kuruluş yıldönümüne rastlar. TBMM çıkardığı yasayla Türkiye’nin geleceği olarak gördüğü çocuklara bugünü bayram olarak hediye etmiştir. Bu bayram, Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ile 23 Nisan 1920′de gerçekleşen ulusal egemenliğin simgesidir. 1935′e dek “Hakimiyet-i Milliye” adıyla kutlanan bayram, 27 Mayıs 1935′te “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olmuştur. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO‘nun 1979′u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği‘ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. (Şunu da belirtmek isteriz, bu bayram 12 Eylül Faşist Darbesi yüzünden 1981 ve 1982 yıllarrında Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanmamıştır).

Bugün çocukların dilediklerince eğlenebileceği ve kamu kuruluşlarından ücretsiz bir şekilde faydalanabilecekleri bir gün olması gerekirken, sabahın köründe stadyumlara ya da okullara sıkıştırılan çocukları her yerde görüyoruz. Bir çocuk bayramı olmasına rağmen, çocuklara hiç danışılmayan bu bayramda, çocuklara sürekli direktifler verildiğini ve saatlerce resmi tezlerin nutukları altında saatlerce ayakta bekletildiğini görüyoruz. Çocuklara “görevler” verilerek, bir çoğuna zorla orotoryo, tiyatro, kompozisyon okumalarının diretildiğini görüyoruz. Güneşin altında bayılan ya da doğuda soğuktan donan çocukları unutmadık.

Ayrıca baskı ve şiddeti ailesinden, öğretmeninden ve kendinden yaşca büyüklerinden gören çocuklarımıza, bu günü bile doyasıya geçirmelerine izin vermiyoruz. Bütün öğrenciler Bayram Törenleri’ne katılmak zorunda bırakılıyor. Gelmezlerse haklarında disiplin soruşturması açılacağı hakkında tehditler savuruluyor.

Saatlerce sıralarında öğretmenlerinin ve arkadaşlarının konuşmasını bekleyen çocuklar, sıralarını bozduklarında ya da sıkıldıkları belli ettiklerinde öğretmenleri tarafından azarlanıyor ve hatta dövülüyor. Unutmamalıyız ki daha bir hafta önce öğretmenlerin iz bırakmadan öğrencilerini dövebileceği açıklanmıştı Milli Eğitim Bakanlığı’ndan…

Ya çalıştırılan çocuklarımız… Kapitalist ekonomi dediğimiz o serbet piyasa ekonomisi, çocuklarımızı ucuz iş gücü gördüğü için 15-16 saate varan koşullarda çalıştırmıyor mu? McDonalds restorantlarının birinde mendil satan kızı, “görüntü kirliliği diye” buzdolabına hücreleyen zihniyeti ne çabuk unuttuk.

Öğretmeninden baskı ve dayak yiyen, resmi tezlerlen kan ve vahşetle büyütülen, tecavüze uğrayan, bir lokma ekmekten başka yiyeceği olmayan ya da aç kalan, ucuz iş gücü olarak köleler gibi çalıştırılar çocuklarımıza sunulan bayramda bile onları duvarlar arasına, okul meydanlarına sıkıştırılmasını nasıl kabulleniyoruz?

Çocuklara bu hezimeti yaşatan zihniyetin elbet bir gün ayaklar altına alınacağını biliyoruz. Ve umutluyuz bu dünya, “çocukların avuçlarında yeşerecek”….

Nikbinlik Gazetesi olarak ismimizi boşuna almadık. Logomuzda bir çocuk. :)

Büyük Komünist Şair Nazım Hikmet’in de Nikbinlik şiirinde dediği gibi:

Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-
-ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere
süre-
-ceğiz...

Haber Hakkında

“Çocuklar eğlenmek istiyorlar, zulüm görmek değil!”

Yorum Yaz