Şair Can Yücel’in Mart 1989′da aylık gençlik dergisi “Demokrat Arkadaş”ta Köy Esstitüleri ile yazdığı yazıyı yayınlıyoruz. Sanırım, Köy Enstitüleri Cumhuriyetin Anadolu’da eser diyebileceğimiz birkaç eserinden biridir. Onun için de yerinde yerler eser. Son esintisi de Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nün Öğretmen okulu bile olarak kalmasına razı olmayan iktidarın kuruluşu haritadan silmesi yolundaki kararıdır… Ama büyük buluşlar, memleket davalarına çözüm getiren girişimler tarih bilincimizden kolay kolay silinemez. Nitekim, Köy Enstitüleri şimdi başka bir bağlam içinde yine söz konusu olmaktadır. Bu yeni bağlamı anlatmadan önce, Enstitülerimizin tarihimizde ne demeğe geldiğini bir araştıralım. Cumhuriyet, kalembaylarla kılıçbayların toprak ağalarıyla ittifakı olduğuna göre, bu girişimin içinde de bir orostopolluk görmekliğimiz boş bir vehim değildir: İkinci Dünya Harbi başlangıcında Cumhuriyet rüesası, elbette köylüklerimizi nasıl ezmiş olduklarının farkındaydı. (1946-50) seçimlerinde Demokrat Partinin başarısı bunu zaten kanıtlamaktadır. Harbin cilvelerini hesaba katan Milli Şefler köylümüzdeki hoşnutsuzluğun başlarına getirebileceği belaları sezinlediklerinden, köylüklerde yeni bir düzenleme, merkeze bağlı yeni bir idare mekanizması tasarlamış olmalılardır. Kemal Tahir’in bütün acımasızlığıyla Bozkırdaki Çekirdek adlı kitabında ortaya attığı görüşte bir miktar hakikat payı oluşu bundandır. Etkisini yitirmiş, miyadı dolmuş muhtarlıklar yerine, çağdaş anlamlar taşıyan bir öğretmen imgesi gerçekten iyi bir keşif. Ordunun da yarı militer bu keşif doğrultusunda Saffet Arıkan’ın Bakanlığı sırasında eğitmenler fikriylen eğleşmesi, sanırım, bu nedenledir. Ama Hasan Ali ile İsmail Hakkı Tonguç, halis ve helal süt emmiş, der-sini iyi okumuş eğiticiler olarak, Köy Enstitüsü tasarısının idari, askeri yanına değil de sosyal, eğitsel yanını ciddiye aldılar. Cumhuriyet’in Köy Enstitüleri denen büyük çelişki olayı bu yüzden doğmuş, ve Enstitüler İsmet Paşa gibi sözde banileri, kurucularının eliyle yıkılmıştır. Yücel’le
Tonguç, eğitimi, safiyane bir okuyup yazma amacı değil, sınıfsal bir kalkınma sorunu olarak aldıklarından, köylüyü eğitim yoluyla yurttaşlaştırma, insan arasına katma bilinci ve buluncuyla hareket ettiklerinden, önlerindeki görevi köyün köylüsü eliyle kalkındırılması davası saydıklarındandır ki, Köy Enstitüleri denen o harika ABES ortaya çıkmıştır. Şundandır bu abes: Kalembay-Kılıçbay-Ağalar ve İkinci Dünya Harbi içinde giderek palazlanan Merkantilist İttifak’ın çıkarlarına aykırıdır bu girişim de ondan! Ka-zık Karabekir gibi muhalifleri de bunu erken gördüklerinden ortaya atılmışlardır. Köy kendi içinde, bilimi, tekniği, alet edavatıyla bir ekonomik birim olarak kurgulaştırıldığında, Tarıma açık, tarım ağırlıklı bir kalkınma modeli doğmaktadır. Belki de Maoist bir görüş bu! Ne Yücel, ne Tonguç elbet böyle bir kafada değillerdi. Ama kendileri de şaştılar aldıkları tepkiyi görünce, ve sertleştiler ve öldüler acılarından… Çünki yaptıkları iş, öyle güzel bir işti ki, sanayileşmemiz o yolda dinginlik içinde yürüyecek, köyden kente sağlıksız akım durultulacak, millet bugünün LUMPEN Paçavra yapısından kurtarılacaktı… Düşünce o kadar doğruydu ki, şu anda o fırsatın yakalanmasına olanak yoktur… Köy Enstitülerini ihya etme umudu da yoktur. Şunun için ki, Türkiye’de köy köy olmaktan, şehir şehir olmaktan çıkmış; şehir köy; köy şehir haline girmiştir… Yine de Köy Enstitülerinin günümüze ışık tutan, önümüzü aydınlatan bir yiğitliği var. O da şu: Yapıcı Eğitim, Doğayla Birliktelik! İnsan Bedeniyle Doğanın Uyumu. Pestalazzi, o kahraman Pestalazzi fikri! Yaşamın bir bütün olduğu, Evren’in (Paşa değil) bir bütünsellik oluşturduğu fikri. Elbet Yeşil Enstitüler kurulacak, elbette, insanların ezilmediği, doğanın kahredilmediği, gürültünün musiki olduğu, musikinin de gürültü olmadığı yemyeşil bir Türkiye kuracağız. İnanın buna, arkadaşlar!
Can Yücel
Haber Hakkında
“Can Yücel Köy Enstitülerini anlatıyor…”
Yorum Yaz